Pusula Swiss
asdads
Turgut
Karaboyun
Medya alanındaki kariyerime 1996 yılında radyoculuk ile adım attım. Bu süreçte dergi, gazete, çevrimiçi haber platformları, televizyon programları, YouTube haberciliği ve etkinlik organizasyonları gibi çeşitli mecralarda görev aldım. 2007 yılından bu yana ise Pusula Swiss Genel Yayın Yönetmeni olarak, habercilikte doğruluk ve tarafsızlık ilkelerini merkeze alarak, bilgiye ulaşma ve bunu kamusal sorumluluk bilinciyle aktarma görevini sürdürmekteyim.
ZİHİN, BEDEN VE RUH DENGESİNİ KURARAK HAYATTAKİ MOTİVASYONUNUZU YÜKSELTİN
ZİHİN, BEDEN VE RUH DENGESİNİ KURARAK HAYATTAKİ MOTİVASYONUNUZU YÜKSELTİN
İnsan bazen hayattan değil, kendisinden uzak düştüğü için yorulur. Bunu fark etmek kolay değildir. Çünkü çoğu zaman yorgunluğumuzun nedenini dışarıda ararız. İşler yoğunlaşmıştır, hayat zorlaşmıştır, insanlar değişmiştir, sorumluluklar artmıştır…

Bir şeyler yolunda gitmiyordur ve biz de kendimize aynı soruyu sorarız:

“Neden artık hiçbir şeye eskisi kadar hevesim yok?”

Belki de sorun motivasyonumuzun azalması değildir.

Belki uzun zamandır zihnimiz başka bir yerde, bedenimiz başka bir yerde, ruhumuz ise bambaşka bir yerde yaşamaktadır.

İnsan, kendisiyle olan bağını kaybettiğinde hayatın içindeki anlam duygusu da yavaş yavaş zayıflamaya başlar. Sabahları kalkar, yapılması gerekenleri yapar, sorumluluklarımızı yerine getirir, insanlarla konuşur, çalışır, üretiriz. Dışarıdan bakıldığında hayat devam ediyordur.

Ama içeride bir şey eksiktir.

İşte o eksiklik çoğu zaman “motivasyonsuzluk” diye adlandırılır.

Oysa motivasyonun altında çok daha derin bir ihtiyaç vardır: Kendimizle yeniden bağ kurmak.

Zihin: Sürekli konuşan ama her zaman doğruyu söylemeyen ses

Zihnimiz hayatımızın en önemli parçalarından biridir. Ancak onun söylediği her şey gerçek değildir.

Geçmişte yaşadığımız bir olayın izlerini bugüne taşıyabilir, henüz gerçekleşmemiş bir geleceği zihnimizde defalarca yaşayabilir, ihtimalleri gerçekmiş gibi algılayabiliriz.

Bir düşünce gelir:

“Yapamayacağım.”

Ardından başka bir düşünce:

“Ya başarısız olursam?”

Sonra bir başkası:

“Artık çok geç.”

Ve fark etmeden bu düşünceler bizim gerçekliğimiz haline gelir.

Oysa düşünce ile gerçek aynı şey değildir.

Zihinsel farkındalık tam da burada başlar. Düşüncelerimizi susturmaya çalışmak yerine onları gözlemleyebilmekte…

“Şu anda zihnim bana ne söylüyor?” diye sorabilmekte…

Ve belki de en önemlisi:

“Ben buna gerçekten inanıyor muyum, yoksa sadece uzun zamandır bunu düşündüğüm için mi doğru kabul ediyorum?”

Zihnimizle aramıza küçük bir mesafe koyabildiğimizde hayatımızda büyük bir alan açılır.

Çünkü insan, düşüncelerinin kendisi olmadığını fark ettiğinde özgürleşmeye başlar.

Beden: Söyleyemediklerimizin sessiz dili

Zihin konuşur.

Beden ise çoğu zaman hissettirir.

Omuzlarımızdaki ağırlık, sıkışan çenemiz, yüzeysel nefesimiz, sürekli yorgun hissetmemiz…

Bedenimiz bazen bizim henüz kabul etmediğimiz şeyleri çoktan fark etmiştir.

Uzun süre kendimizi dinlemeden yaşadığımızda bedenimiz bize yavaşlamamız gerektiğini hatırlatır.

Fakat modern hayat bize bunun tam tersini öğretir:

Daha hızlı ol.
Daha çok çalış.
Daha üretken ol.
Daha fazlasını başar.

Dinlenmeyi bile bazen hak edilmesi gereken bir ödül gibi görürüz.

Oysa dinlenmek tembellik değildir.

Durmak vazgeçmek değildir.

Yavaşlamak geride kalmak değildir.

Bazen durmak, kendimize yetişmenin tek yoludur.

Bedenimize iyi bakmak yalnızca sağlıklı beslenmek ya da hareket etmekten ibaret değildir. Bedenimizin sınırlarını fark etmek, nefesimizi duymak, uykumuzu önemsemek, yorulduğumuzda kendimize izin vermek de bütünsel bir yaşamın parçalarıdır.

Çünkü beden sürekli alarm halindeyken zihnin sakin, ruhun canlı kalması kolay değildir.

Ruh: Bizi hayatta tutan değil, hayata bağlayan tarafımız

Ve sonra ruh…

Belki de en çok ihmal ettiğimiz alan.

Ruhumuzun ihtiyacı sadece “iyi olmak” değildir.

Anlam bulmaktır.

Bir sabah kendinize şu soruyu sorun:

“Ben bütün bunları neden yapıyorum?”

Neden çalışıyorum?

Neden bu hedefin peşinden gidiyorum?

Neden daha fazla kazanmak istiyorum?

Neden bu ilişkiyi sürdürüyorum?

Neden her gün aynı hayatı yaşamaya devam ediyorum?

Bu soruların cevapları bize kendimiz hakkında çok şey anlatabilir.

Çünkü insanın enerjisi sadece yaptığı işten değil, yaptığı şeye yüklediği anlamdan beslenir.

Anlamını kaybetmiş bir hedef, bir süre sonra yüke dönüşebilir.

Ama anlam taşıyan küçük bir adım bile insanın içinde büyük bir yaşam enerjisi oluşturabilir.

Belki de bu yüzden bazı insanlar çok az şeye sahipken büyük bir hayat enerjisi taşırken, bazıları her şeye sahip olduğu halde içlerinde derin bir boşluk hissederler.

Mesele ne kadar sahip olduğumuz değil, sahip olduklarımızla nasıl bir ilişki kurduğumuzdur.

Motivasyon bir hedef değil, bir sonuçtur

Motivasyonu çoğu zaman ulaşmamız gereken bir yer gibi düşünürüz.

“O kadar motive olmalıyım ki…”

Oysa motivasyon çoğu zaman dengeli bir yaşamın sonucunda ortaya çıkar.

Zihin berraksa karar vermek kolaylaşır.

Beden dinlenmişse harekete geçmek kolaylaşır.

Ruh anlam buluyorsa devam etmek kolaylaşır.

İşte zihin, beden ve ruh arasındaki uyum burada önem kazanır.

Üçünün de aynı yöne baktığı bir yaşamda insanın içsel enerjisi yükselir.

Bu, hayatın artık zor olmayacağı anlamına gelmez.

Sorunların ortadan kalkacağı anlamına da gelmez.

Sadece sorunların karşısında duran siz değişirsiniz.

Daha merkezde…

Daha farkında…

Daha esnek…

Ve kendinize daha yakın.

Peki bugün nereden başlayabiliriz?

Belki büyük kararlar almaya hiç gerek yoktur.

Bugün birkaç dakika sessizce oturup nefesinizi fark edebilirsiniz.

Telefonunuzu bir kenara bırakıp bedeninizin nasıl hissettiğini sorabilirsiniz.

Zihninizden geçen düşünceleri yargılamadan izleyebilirsiniz.

Ve kendinize şu üç soruyu sorabilirsiniz:

Zihnim şu anda neye ihtiyaç duyuyor?

Bedenim benden ne istiyor?

Ruhum neyin özlemini çekiyor?

Cevaplar hemen gelmeyebilir.

Bırakın gelmesin.

Çünkü kendimize dönüş, çoğu zaman cevap bulmakla değil, doğru soruları sormaya başlamakla gerçekleşir.

Hayatın bütün gürültüsünün içinde insanın en çok ihtiyacı olan şey belki de biraz sessizliktir.

Kendi sesini yeniden duyabilmek için…

Ve belki o sessizliğin içinde fark ederiz:

Biz aslında motivasyonumuzu kaybetmemişizdir.

Sadece uzun zamandır kendimizi dinlememişizdir.

Zihin sakinleştiğinde, beden rahatladığında ve ruh anlam bulduğunda insan yeniden kendi merkezine döner.

Ve kendi merkezine dönen insanın hayata bakışı değişir.

Daha az mücadele eder, daha çok fark eder.

Daha az tüketir, daha çok hisseder.

Daha az “yetişmeye” çalışır, daha çok “yaşamaya” başlar.

Belki de gerçek motivasyon tam olarak budur:

Hayatı zorla sürdürmek değil, hayatın içinde yeniden canlı hissetmek.

Çünkü insan kendisiyle uyumlandığında, hayatla olan ilişkisi de değişmeye başlar.

Ve bazen bütün hayatımızı değiştiren şey büyük bir karar değil…

Kendimize geri döndüğümüz küçücük bir andır.



Paylaş


Yazıları