Türkiye, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 104’üncü yılını kutluyor.
Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın yönetimindeki Türk ordusunun 26 Ağustos 1922 sabahı başlattığı Büyük Taarruz, 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da kazanılan Başkomutanlık Meydan Muharebesi’yle kesin sonuca ulaştı.
Ancak 30 Ağustos Zaferi yalnızca beş gün süren bir askerî harekâtın sonucu değildi. Zaferin arkasında Birinci Dünya Savaşı’nın ardından işgale uğrayan Anadolu’da başlayan direniş, kongreler, Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılması, düzenli ordunun kurulması, İnönü ve Sakarya muharebeleri ile yaklaşık bir yıl boyunca gizlilik içinde sürdürülen büyük hazırlık bulunuyordu.

Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik ayrılmasının ardından 30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkes Antlaşması’nı imzaladı.
Antlaşmanın özellikle İtilaf Devletlerine güvenliklerini tehdit eden bir durum ortaya çıktığında stratejik noktaları işgal etme hakkı tanıyan hükümleri, Anadolu’daki işgallerin dayanağı hâline getirildi.
İngiltere, Fransa ve İtalya çeşitli bölgelerde askerî denetim kurarken Osmanlı ordusunun büyük bölümü terhis edildi. Silah ve cephaneler kontrol altına alınmaya başlandı.
Anadolu, askerî ve siyasi bakımdan savunmasız bırakılmak istenirken halkın farklı bölgelerde kurduğu müdafaa-i hukuk cemiyetleri işgallere karşı ilk örgütlü tepkiyi oluşturmaya başladı.

Yunan birlikleri, İtilaf Devletlerinin desteğiyle 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkarma yaptı.
İzmir’in işgali yalnızca Ege Bölgesi’nde değil, Anadolu’nun birçok şehrinde büyük tepkiyle karşılandı. İşgali protesto eden mitingler düzenlendi, yerel direniş birlikleri oluşturuldu ve Batı Anadolu’da Kuvayımilliye hareketi güç kazandı.
Yunan ordusu zaman içinde İzmir’den Anadolu’nun iç bölgelerine doğru ilerlemeye başladı. Aydın, Manisa, Balıkesir, Bursa, Uşak, Kütahya, Afyonkarahisar ve Eskişehir’in de aralarında bulunduğu geniş bir bölge savaşın farklı aşamalarında işgale uğradı.

Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışı, Millî Mücadele’nin örgütlü biçimde başlamasının en önemli adımlarından biri oldu.
Mustafa Kemal Paşa, Samsun’dan Havza’ya, ardından Amasya’ya geçti. 22 Haziran 1919’da yayımlanan Amasya Genelgesi’nde milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararının kurtaracağı ilan edildi.
Bu anlayış, Millî Mücadele’nin temel ilkesini oluşturdu: Kurtuluş, işgalci devletlerin veya yabancı bir gücün himayesiyle değil, milletin kendi iradesiyle sağlanacaktı.

23 Temmuz 1919’da toplanan Erzurum Kongresi’nde vatanın bir bütün olduğu ve parçalanamayacağı karara bağlandı. Millî sınırlar içinde vatanın bütünlüğünün korunması ve yabancı işgallerine karşı birlikte hareket edilmesi benimsendi.
4 Eylül 1919’da başlayan Sivas Kongresi’nde ise Anadolu’daki farklı direniş örgütleri Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti çatısı altında birleştirildi.
Manda ve himaye düşüncesi reddedilirken millî iradenin egemen kılınması hedefi açık biçimde ortaya konuldu. Böylece bölgesel direniş hareketleri, ortak bir siyasi ve askerî mücadeleye dönüştü.

İstanbul’un 16 Mart 1920’de İtilaf Devletleri tarafından resmen işgal edilmesi ve Osmanlı Meclis-i Mebusanının dağıtılması üzerine millî iradenin merkezi Ankara oldu.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, 23 Nisan 1920’de Ankara’da açıldı. Meclis hem yasama görevini üstlendi hem de Millî Mücadele’yi yöneten siyasi otorite hâline geldi.
10 Ağustos 1920’de Osmanlı hükûmetine imzalatılan Sevr Antlaşması, Anadolu’yu parçalayan ve Türk egemenliğini son derece sınırlayan hükümler içeriyordu. TBMM, Sevr’i kesin biçimde reddetti. Antlaşma yürürlüğe giremedi ancak Millî Mücadele’nin neden yalnızca askerî değil, aynı zamanda bağımsız bir devlet kurma mücadelesi olduğunu açıkça gösterdi.

İşgallerin ilk döneminde Batı Anadolu’daki direnişi büyük ölçüde Kuvayımilliye birlikleri yürüttü. Bu birlikler Yunan ordusunun ilerleyişini yavaşlattı ve halka zaman kazandırdı.
Ancak farklı bölgelerde bağımsız hareket eden gönüllü birliklerin düzenli ve ağır silahlara sahip Yunan ordusunu tamamen durduramayacağı anlaşıldı.
TBMM yönetimi bunun üzerine düzenli ordunun kurulmasına karar verdi. Batı Cephesi yeniden yapılandırıldı; askerî birlikler merkezî komuta altında toplandı.
Düzenli Türk ordusunun Yunan kuvvetleri karşısındaki ilk önemli başarıları, 1921’de kazanılan Birinci ve İkinci İnönü muharebeleri oldu.
Birinci İnönü Muharebesi 6-10 Ocak 1921, İkinci İnönü Muharebesi ise 23 Mart-1 Nisan 1921 tarihleri arasında gerçekleşti.
Bu başarılar, yeni kurulan düzenli ordunun savaşma gücünü ortaya koydu. TBMM’nin hem halk hem de uluslararası kamuoyu nezdindeki itibarı arttı.
Ancak savaş henüz sona ermemişti. Yunan ordusu daha geniş kuvvetlerle yeniden saldırıya geçti.
Türk ordusu, Temmuz 1921’de gerçekleşen Kütahya-Eskişehir muharebelerinde önemli kayıplar verdi.
Afyonkarahisar, Kütahya ve Eskişehir Yunan ordusunun kontrolüne geçti. Mustafa Kemal Paşa, ordunun tamamen yok olmasını önlemek ve yeni bir savunma hattı kurmak amacıyla birliklerin Sakarya Nehri’nin doğusuna çekilmesine karar verdi.
Bu karar bazı çevrelerde endişeye yol açsa da Türk ordusunun yeniden toparlanmasına, ikmal hatlarının kısalmasına ve Yunan ordusunun kendi destek merkezlerinden uzaklaşmasına imkân sağladı.
TBMM, 5 Ağustos 1921’de Mustafa Kemal Paşa’ya üç ay süreyle geniş yetkiler vererek kendisini Başkomutanlığa getirdi.
Mustafa Kemal Paşa, ordunun ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla Tekâlif-i Milliye Emirlerini yayımladı. Halktan yiyecek, giyecek, ulaşım aracı ve çeşitli askerî malzemelerin belirli bölümünü orduya vermesi istendi.
Kadınlar, yaşlılar, çocuklar, köylüler ve şehir halkı cepheye silah, cephane, yiyecek ve giyecek ulaştırılması için seferber oldu. Millî Mücadele, yalnızca cephedeki askerlerin değil, Anadolu’daki bütün halkın ortak mücadelesine dönüştü.
Yunan ordusu, Ankara’ya ulaşarak TBMM yönetimini ortadan kaldırmak amacıyla ilerleyişini sürdürdü.
Sakarya Meydan Muharebesi, 23 Ağustos 1921’de başladı ve 22 gün 22 gece devam etti.
Mustafa Kemal Paşa, savunmanın tek bir çizgide değil, bütün vatan yüzeyinde yapılmasını öngören anlayışla birlikleri yönetti. Türk ordusu ağır kayıplara rağmen Yunan ilerleyişini durdurdu.
13 Eylül 1921’de Yunan birliklerinin Sakarya Nehri’nin batısına çekilmesiyle muharebe Türk ordusunun zaferiyle sonuçlandı.
TBMM, 19 Eylül 1921’de Mustafa Kemal Paşa’ya “Gazi” unvanı ve “Mareşal” rütbesi verdi. Sakarya Zaferi, Türk ordusuna Büyük Taarruz’un hazırlıklarını tamamlayabilmesi için gerekli zamanı kazandırdı. Millî Savunma Bakanlığının Millî Mücadele kronolojisi

Sakarya Zaferi’nin ardından kamuoyunda ve TBMM’de Türk ordusunun derhâl saldırıya geçmesi yönünde beklenti oluştu.
Ancak Mustafa Kemal Paşa, kesin sonuç alınacak bir taarruz için ordunun eksiklerinin tamamlanması gerektiğini düşünüyordu. 6 Mart 1922’de TBMM’nin gizli oturumunda hazırlıkların önemini şu sözlerle anlattı:
“Yarım hazırlıkla, yarım tedbirlerle yapılacak taarruz, hiç taarruz etmemekten çok daha kötüdür.”
Yaklaşık bir yıl boyunca ordunun asker, silah, cephane, ulaştırma, haberleşme ve sağlık ihtiyaçları tamamlanmaya çalışıldı. Birlikler eğitildi, süvari kuvvetleri güçlendirildi ve düşman savunma hatları hakkında istihbarat toplandı.
Türk ordusuyla Yunan ordusunun insan ve tüfek sayıları birbirine yakın olsa da Yunan kuvvetleri top, makineli tüfek, uçak ve motorlu araç bakımından üstün durumdaydı. Türk ordusunun en önemli üstünlüklerinden biri ise süvari kuvvetleriydi.
Yunan ordusu, Gemlik Körfezi’nden başlayarak Bilecik, Eskişehir ve Afyonkarahisar üzerinden Menderes Nehri’ne uzanan geniş bir savunma hattı oluşturmuştu.
Afyonkarahisar’ın güneybatısındaki mevziler, arka arkaya oluşturulan savunma hatlarıyla güçlendirilmişti. Yunan komutanlığı bu mevzilerin geçilemeyeceğini düşünüyordu.
Türk taarruz planının amacı yalnızca düşmanı bulunduğu yerden geri çekilmek zorunda bırakmak değildi. Asıl hedef, Afyonkarahisar’ın güneyinden güçlü bir yarma harekâtı gerçekleştirerek Yunan ordusunun İzmir’le olan bağlantısını kesmek, kuvvetlerini kuşatmak ve kesin sonuçlu bir meydan muharebesiyle savaş gücünü ortadan kaldırmaktı.
Birinci Ordu Afyonkarahisar’ın güneybatısındaki ana savunma hatlarına saldıracaktı. İkinci Ordu, Afyonkarahisar’ın doğusu ve kuzeyindeki Yunan birliklerini bulunduğu yerde tutacak, düşmanın ana taarruz bölgesine takviye göndermesini engelleyecekti.
Beşinci Süvari Kolordusu ise düşman hatlarının gerisine geçerek ulaşım ve haberleşme bağlantılarını kesecekti.
Büyük Taarruz’un başında Başkomutan Mustafa Kemal Paşa bulunuyordu.
Genelkurmay Başkanlığı görevini Fevzi Paşa, Batı Cephesi Komutanlığını İsmet Paşa yürütüyordu. Birinci Ordu Nurettin Paşa’nın, İkinci Ordu Yakup Şevki Paşa’nın, Beşinci Süvari Kolordusu ise Fahrettin Paşa’nın komutasındaydı.
Taarruzun planlanması ve birliklerin cepheye taşınması büyük bir gizlilik içinde gerçekleştirildi.
Mustafa Kemal Paşa, taarruz kararını 1922 yılının haziran ayında kesinleştirdi. TBMM, 20 Temmuz’da Başkomutanlık yetkisinin süresiz olarak Mustafa Kemal Paşa’da kalmasına karar verdi.
27 Temmuz’da taarruz hazırlıklarının hızlandırılması emri verildi. Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, 6 Ağustos’ta ordulara gizli “taarruza hazırlık” emrini gönderdi.
Birliklerin önemli bölümü gece yürüyüşleriyle taarruz bölgesine kaydırıldı. Haberleşme sınırlandırıldı ve Anadolu’nun dış dünyayla bağlantısında denetim uygulandı.
Amaç, Yunan komutanlığının Türk ordusunun ana saldırıyı nereden ve ne zaman başlatacağını öğrenmesini engellemekti.
Genelkurmay karargâhı 13 Ağustos’ta Ankara’dan ayrıldı ve 16 Ağustos’ta Akşehir’de çalışmaya başladı.
Mustafa Kemal Paşa, 17 Ağustos’ta Ankara’dan ayrılarak cepheye hareket etti. 20 Ağustos’ta Akşehir’e ulaşarak Fevzi ve İsmet paşalarla son değerlendirmeleri yaptı.
Karargâh 24 Ağustos’ta Akşehir’den Şuhut’a taşındı. Mustafa Kemal Paşa, 25 Ağustos’ta hükûmete Türk ordusunun ertesi sabah taarruza başlayacağını bildirdi.
Aynı gece Mustafa Kemal, Fevzi ve İsmet paşalar Şuhut’tan Kocatepe’ye doğru hareket etti.
Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, 26 Ağustos sabahı Kocatepe’deydi.
Saat 05.30’da Türk topçusunun ateşiyle Büyük Taarruz başladı. Topçu ateşinin ardından piyade birlikleri Yunan savunma hatlarına doğru ilerledi.
Tınaztepe, Belentepe ve Kalecik Sivrisi çevresindeki tahkim edilmiş mevzilerde şiddetli çatışmalar yaşandı. Türk birlikleri dikenli teller, siperler ve makineli tüfek yuvalarıyla güçlendirilmiş savunma hatlarını aşmaya çalıştı.
Süvari birlikleri ise düşmanın gerisine sızarak demir yolu ve haberleşme bağlantılarını kesmeye başladı.
Taarruzun ilk gününde Yunan savunma hattının önemli noktaları ele geçirildi ancak kesin sonuç henüz alınmamıştı.

Türk ordusu 27 Ağustos’ta saldırısını genişletti. Yunan savunma hattının kırılmasıyla birlikler Afyonkarahisar’a girdi ve şehir işgalden kurtarıldı.
Batı Cephesi karargâhı Afyonkarahisar’a taşındı. Yunan birlikleri batıya ve kuzeybatıya doğru çekilmeye başlarken Türk ordusu geri çekilme yollarını kapatmaya çalıştı.
Afyonkarahisar’ın kurtarılması, harekâtın önemli bir dönüm noktası oldu. Yunan ordusunun uzun süredir güçlendirdiği savunma sistemi yarılmış ve Türk birliklerinin önünde Dumlupınar yönünde ilerleme imkânı doğmuştu.
28 Ağustos’ta Türk ordusu, geri çekilen Yunan kuvvetlerinin yeniden düzenli bir savunma hattı oluşturmasını engellemek amacıyla takip harekâtını hızlandırdı.
Birinci ve İkinci orduların birlikleri farklı yönlerden ilerlerken Beşinci Süvari Kolordusu düşmanın batıya uzanan yollarını ve ikmal bağlantılarını kesmeye çalıştı.
Çatışmalar artık sabit savunma hatlarından geniş bir alana yayılmıştı. Yunan birlikleri, ağır silah ve malzemelerinin bir bölümünü geride bırakarak Dumlupınar yönünde çekiliyordu.
29 Ağustos’ta Türk birlikleri Aslıhanlar ve Dumlupınar çevresinde Yunan ordusunun önemli bir bölümünü kuşatma altına almaya başladı.
Mustafa Kemal Paşa, 30 Ağustos’ta kesin sonuç alınması amacıyla birliklere gerekli emirleri verdi.
Hedef, geri çekilen ana kuvvetlerin İzmir yönüne kaçmasına fırsat vermeden kuşatmayı tamamlamak ve Yunan ordusunun Anadolu’daki savaş gücünü ortadan kaldırmaktı.
30 Ağustos 1922’de Dumlupınar çevresinde Türk Kurtuluş Savaşı’nın belirleyici muharebesi başladı.
Mustafa Kemal Paşa, savaşı Zafertepe’den bizzat yönetti. Türk birlikleri dört taraftan kuşattıkları Yunan kuvvetlerine karşı genel saldırıya geçti.
Gün boyunca devam eden çarpışmalar sonucunda kuşatma altındaki Yunan birliklerinin büyük bölümü etkisiz hâle getirildi veya esir alındı. Kuşatmadan çıkabilen birlikler ise ağır kayıplarla batıya doğru geri çekildi.
Bu zaferle Yunan ordusunun Anadolu’da yeniden geniş çaplı bir savunma hattı kurma gücü büyük ölçüde ortadan kaldırıldı.
Büyük Taarruz, 26 Ağustos’ta başlayan harekâtın tamamını; Başkomutanlık Meydan Muharebesi ise 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da kazanılan kesin sonuçlu savaşı ifade ediyor. Muharebeye “Başkomutan Muharebesi” adı 3 Eylül 1922’de verildi. Kültür ve Turizm Bakanlığının 1922 kronolojisi
30 Ağustos’ta Yunan ordusunun ana kuvvetleri yenilgiye uğratılmış olsa da Batı Anadolu’daki işgal tamamen sona ermemişti.
Mustafa Kemal, Fevzi ve İsmet paşalar 31 Ağustos’ta son durumu değerlendirerek kaçan birliklerin takip edilmesine karar verdi.
Türk ordusunun önünde yüzlerce kilometrelik zorlu bir takip harekâtı bulunuyordu. Amaç, Yunan kuvvetlerinin İzmir ve çevresinde yeniden toplanmasına fırsat vermeden Anadolu’dan çıkarılmasıydı.
Mustafa Kemal Paşa, 1 Eylül 1922’de Türk ordusuna tarihî emrini verdi:
“Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!”
Emirde kullanılan “Akdeniz” ifadesi, dönemin coğrafi kullanımında Ege Denizi’ni de kapsıyordu.
Türk birlikleri bu emirle batıya doğru hızlı bir takip harekâtına başladı. Piyade birlikleri yürüyerek, süvari birlikleri ise daha hızlı ilerleyerek Yunan ordusunun geri çekilme yollarına yöneldi. MSB Atatürk kronolojisi
Yunan ordusunun önemli komutanlarından General Nikolaos Trikopis ve beraberindeki kuvvetler, 2 Eylül’de Uşak yakınlarında Türk birliklerine teslim oldu.
Aynı gün Eskişehir işgalden kurtarıldı. Türk ordusunun ilerleyişi devam ederken Yunan birliklerinin komuta ve haberleşme düzeni büyük ölçüde bozuldu.
Türk ordusunun ilerleyişi karşısında Yunanistan’da siyasi kriz yaşanırken İtilaf Devletleri 7 Eylül’de Ankara hükûmetine ateşkes için başvurdu.
Aynı gün Aydın işgalden kurtarıldı. Türk kuvvetleri Ege kıyılarına yaklaşırken Yunan ordusunun Anadolu’dan tahliyesi hızlandı.
Türk birlikleri 8 Eylül’de Manisa’ya girdi. Şehrin önemli bir bölümü geri çekilen Yunan birliklerinin çıkardığı yangınlar nedeniyle ağır zarar görmüştü.
Süvari birlikleri aynı gün İzmir yönündeki ilerleyişini sürdürdü.
Beşinci Süvari Kolordusuna bağlı öncü birlikler, 9 Eylül 1922 sabahı İzmir’e ulaştı.
Türk bayrağının hükûmet konağına çekilmesiyle İzmir’de üç yılı aşkın süren Yunan işgali sona erdi.
9 Eylül, 26 Ağustos’ta başlayan Büyük Taarruz’un askerî hedefinin gerçekleştirilmesi açısından en önemli tarihlerden biri oldu. Mustafa Kemal Paşa ise 10 Eylül’de İzmir’e girdi.
Türk ordusunun kuzeyde ilerleyen birlikleri 10 Eylül’de Bursa’yı kurtardı.
Bursa’nın işgal edilmesi üzerine TBMM kürsüsüne örtülen kara örtü kaldırıldı. Bu hareket, işgalin sona ermesini simgeleyen önemli anlardan biri oldu.
Takip harekâtı kuzey ve batı yönünde devam etti. Ayvalık, Bandırma, Erdek ve Biga çevresindeki son Yunan birliklerinin de çekilmesiyle 18 Eylül 1922 itibarıyla Batı Anadolu’daki Yunan askerî varlığı sona erdi.
Böylece 26 Ağustos’ta başlayan Büyük Taarruz, yaklaşık üç hafta içinde Anadolu’daki askerî ve siyasi dengeleri tamamen değiştirdi.
Türk ordusunun kazandığı zafer, İstanbul ve Doğu Trakya’nın geleceğini de doğrudan etkiledi.
Türk birliklerinin Çanakkale ve Boğazlar bölgesine yönelmesi, Türkiye ile İngiltere arasında yeni bir savaş ihtimalini ortaya çıkardı. Diplomatik görüşmeler sonucunda 3 Ekim 1922’de Mudanya Konferansı başladı.
Mudanya Ateşkes Antlaşması 11 Ekim 1922’de imzalandı ve 15 Ekim’de yürürlüğe girdi.
Antlaşmayla silahlı çatışmalar durduruldu ve Doğu Trakya’nın savaş yapılmadan Türkiye’ye devredilmesinin yolu açıldı.
30 Ağustos Zaferi, yalnızca savaş alanındaki başarıyla sınırlı kalmadı. TBMM hükûmeti, askerî zaferin ardından uluslararası görüşmelerde güçlü ve bağımsız bir taraf hâline geldi.
1 Kasım 1922’de saltanat kaldırıldı. Lozan Barış Konferansı’nda Türkiye’nin bağımsızlığı, sınırları ve uluslararası statüsü görüşüldü.
24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması’yla yeni Türk devletinin bağımsızlığı uluslararası alanda kabul edildi. Türkiye Cumhuriyeti ise 29 Ekim 1923’te ilan edildi.
Bu nedenle 30 Ağustos, yalnızca bir muharebenin kazanıldığı tarih değil; bağımsız, egemen ve yeni bir devletin kurulmasına uzanan sürecin kesin dönüm noktalarından biri olarak kabul ediliyor.
30 Ağustos Zaferi’nin ilk kapsamlı kutlaması, 30 Ağustos 1924’te Dumlupınar’ın Çal köyü yakınlarında gerçekleştirildi.
“Başkumandan Zaferi” adıyla düzenlenen törene Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa da katıldı. Törende şehitler anıldı ve zaferin genç Türkiye Cumhuriyeti açısından taşıdığı önem vurgulandı.
Mustafa Kemal Paşa, savaşın yönetildiği Zafertepe’de yaptığı konuşmada Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin bu topraklarda atıldığını ifade etti. Kültür Portalının 30 Ağustos tarihçesi
TBMM’de 1 Nisan 1926’da kabul edilen 795 sayılı Zafer Bayramı Kanunu’yla 30 Ağustos günü resmî olarak Zafer Bayramı ilan edildi.
Kanunda 30 Ağustos Başkomutanlık Muharebesi günü, Cumhuriyet ordusu ve donanmasının Zafer Bayramı olarak tanımlandı. Bayramın her yıl kara, deniz ve hava kuvvetleri tarafından kutlanması kararlaştırıldı.
30 Ağustos, zamanla yalnızca ordunun değil, bağımsızlık mücadelesine katılan bütün milletin ortak zafer günü olarak benimsendi.
30 Ağustos’ta savaşın bütün cepheleri sona ermedi ve işgal kuvvetlerinin tamamı aynı gün Türkiye’den ayrılmadı.
Ancak Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nde Yunan ordusunun ana kuvvetlerinin yenilmesi, işgalin askerî olarak sürdürülebilmesini imkânsız hâle getirdi. Bundan sonraki süreç, geri çekilen birliklerin takip edilmesi ve zaferin diplomatik sonuçlarının alınması şeklinde ilerledi.
Bu nedenle 30 Ağustos, Türk milletinin bağımsızlığından vazgeçmeyeceğinin kesin biçimde ortaya konulduğu ve Anadolu’daki işgal planlarının askerî olarak bozguna uğratıldığı tarih olarak kabul ediliyor.
Büyük Zafer; Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının askerî yönetimi kadar cephede savaşan askerlerin, cephane taşıyan kadınların, üretimini orduyla paylaşan köylülerin, sağlık görevlilerinin ve bağımsızlık mücadelesine destek veren bütün halkın ortak eseri oldu.
30 Ağustos Zafer Bayramı, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Millî Mücadele’nin bütün kahramanlarını, şehitleri ve gazileri anma günü olmasının yanı sıra Türkiye’nin bağımsızlığını ve egemenliğini simgeliyor.
Türkiye, Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin kazanılmasının 104’üncü yılında 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutluyor.