Uzmanlara göre bazı küçük derelerde suyun yüzde 80’e varan bölümünü arıtma tesislerinden gelen arıtılmış atık su oluşturabiliyor. Yapılan ölçümlerde bazı kirleticilerin sınır değerleri aştığı da tespit edildi.
MeteoSwiss verilerine göre İsviçre'de temmuz ayında düşen yağış miktarı, uzun yıllar ortalamasının yalnızca yüzde 30 ila 70'i seviyesinde kaldı.
Haftalardır devam eden yağış eksikliği nedeniyle özellikle küçük nehir ve derilerin taşıdığı doğal su miktarı önemli ölçüde azaldı.
Ancak evlerden, işletmelerden ve sanayiden arıtma tesislerine gelen atık su miktarı aynı oranda azalmıyor.
Bunun sonucunda arıtıldıktan sonra nehirlere bırakılan suyun toplam akış içerisindeki payı giderek yükseliyor.
Aargau Kantonu Çevre Dairesi'nden su koruma uzmanı Martin Märki, sorunun özellikle küçük akarsularda belirginleştiğini söylüyor.
Büyük nehirler ve eriyen kar sularıyla beslenen göllerde durum daha az hissedilirken, bir veya birden fazla atık su arıtma tesisinin bağlandığı küçük derelerde tablo tamamen değişebiliyor.
Uzmanlara göre bu tür derelerde mevcut suyun yüzde 80'e varan bölümü arıtma tesislerinden çıkan sudan oluşabiliyor.
Yetkililer bunun yalnızca Aargau'ya özgü olmadığını, benzer durumun İsviçre'nin diğer bölgelerinde de yaşanabileceğini belirtiyor. (srf.ch)
Atık su arıtma tesislerinde su birçok aşamadan geçirilerek temizleniyor. Ancak bu işlem sudaki bütün maddelerin yüzde 100 ortadan kaldırıldığı anlamına gelmiyor.
İlaç kalıntıları, hormonlar, kozmetik ürünlerinden kaynaklanan maddeler, tarım ilaçları ve çeşitli mikro kirleticilerin bir bölümü suda kalabiliyor.
Normal şartlarda nehirlere bırakılan arıtılmış su, nehrin doğal suyuyla karışarak büyük ölçüde seyreltiliyor.
Kuraklık döneminde ise doğal su miktarı azaldığı için aynı seyrelme gerçekleşmiyor.
Aargau'da yapılan örnek ölçümler sorunun yalnızca teorik olmadığını gösterdi.
Kanton yetkililerine göre bazı sularda yapılan kontrollerde belirli maddeler için öngörülen sınır değerlerin aşıldığı görüldü.
Atık sudan kalan maddelerin daha yüksek konsantrasyona ulaşması, yüksek su sıcaklığı ve akış hızının düşmesiyle birleştiğinde ekolojik sistemi daha fazla zorlayabiliyor.
Bunun sonuçlarından biri de yosun oluşumunun artması.
Bu durum özellikle balıklar, diğer su canlıları ve bitkiler üzerinde ek baskı oluşturuyor. (srf.ch)
Kuraklığın boyutunu Aargau'nun güncel verileri de gösteriyor.
27 Ağustos itibarıyla kanton genelinde kuraklık tehlikesi 4. seviye – yüksek tehlike olarak değerlendiriliyor.
Kantondaki akış ölçüm istasyonlarının yaklaşık yüzde 83'ünde düşük su akışı tespit edilmiş durumda. Bunlardan beşi ise “çok düşük” seviyede.
Toprak neminde de kantonun bütün uyarı bölgelerinde açık bulunuyor. Bitki örtüsünün durumu ise tüm bölgelerde aşırı stres seviyesinde değerlendiriliyor.
Uzmanların üzerinde durduğu çözümlerden biri atık su arıtma tesislerinin daha ileri teknolojiyle donatılması.
Özellikle “dördüncü arıtma aşaması” olarak adlandırılan sistem önem taşıyor. Bu aşamada klasik arıtma yöntemleriyle giderilemeyen ilaç, hormon, kozmetik ve pestisit kalıntıları gibi mikro kirleticilerin aktif karbon veya ozon kullanılarak sudan uzaklaştırılması hedefleniyor.
İsviçre'de bu yönde ulusal bir modernizasyon programı yaklaşık on yıldır devam ediyor.
2024 yılı sonu itibarıyla yaklaşık 40 arıtma tesisi bu teknolojiye geçirilmişti. Hedef, 2040 yılına kadar İsviçre genelinde toplam 140 tesisin mikro kirleticileri temizleyebilecek seviyeye getirilmesi.
Aargau Kantonu ise mevcut küçük tesislerin bir bölümünü birleştirmeyi planlıyor. Uzun vadede kantondaki yaklaşık 41 küçük arıtma tesisinin yerine 20 daha büyük tesisin faaliyet göstermesi hedefleniyor. (srf.ch)
İlginç olan noktalardan biri de uzun bir kuraklığın ardından gelecek yoğun yağmurun sorunu bir anda ortadan kaldırmaması.
Kurak dönemlerde yollar ve diğer yüzeylerde kir birikiyor. Yağmur başladığında bu maddelerin önemli bölümü kanalizasyon sistemine taşınıyor.
Çok şiddetli yağışlarda ise arıtma tesislerinin kapasitesi kısa süreli olarak aşılabiliyor. Böyle durumlarda atık suyun bir bölümü yeterince arıtılmadan nehirlere ulaşabiliyor.
Dolayısıyla İsviçre'nin yaşadığı uzun kuraklık, ülkenin yalnızca ne kadar suya sahip olduğu sorusunu değil, mevcut su kaynaklarının kalitesinin nasıl korunacağı tartışmasını da büyütüyor.