
“Lex UBS” tartışması: Banka ne kadar ek sermaye tutmalı?
Tartışmanın adı kamuoyunda “Lex UBS”.
Credit Suisse'in 2023 yılında UBS tarafından devralınmasının ardından Federal Konsey “Too big to fail”, yani batmasına izin verilemeyecek kadar büyük bankalara ilişkin düzenlemeleri sıkılaştırmak istiyor.
En tartışmalı konu UBS'nin yabancı iştiraklerindeki yatırımlarının nasıl sermayeyle güvence altına alınacağı.
Federal Konsey yüzde 100 sert çekirdek öz sermaye ile karşılık ayrılmasını istiyor.
Bunun UBS açısından yaklaşık 9 milyar dolar ek öz sermaye oluşturması anlamına gelebileceği hesaplanıyor.
Buna karşılık Parlamento'da daha yumuşak bir model tartışılıyor.
Bu modelin bir bölümünde AT1 tahvilleri, yani kriz durumunda değeri silinebilen veya sermayeye dönüştürülebilen ek banka sermayesi araçlarının kullanılması öneriliyor.
Tartışmanın iki tarafı farklı risklere dikkat çekiyor.
Daha sert kuralları savunanlar bir sonraki bankacılık krizinde faturanın yeniden devlet ve vergi mükelleflerinin önüne gelmesini istemiyor.
Daha esnek modeli savunanlar ise aşırı sermaye şartlarının UBS'nin uluslararası rakipleri karşısındaki rekabet gücünü azaltabileceğini söylüyor.
Dolayısıyla tartışma aslında yalnızca UBS'nin ne kadar para tutacağı değil:
Bir sonraki büyük banka krizinin riskini banka hissedarları mı, yatırımcılar mı yoksa dolaylı olarak devlet mi taşıyacak?
7. hükümet ile Parlamento arasında UBS ayrılığı
Güvenlik mi, rekabet gücü mü?
Lex UBS tartışmasının merkezindeki anlaşmazlık basitçe iki rakama indirgenebilir: Yüzde 100 mü, yüzde 50 mi? Federal Konsey daha yüksek güvence isterken Parlamento’daki bazı isimler daha esnek bir modelin de vergi mükellefini koruyabileceğini savunuyor.
Daha esnek modelde sermayenin bir bölümünün sert çekirdek sermaye, diğer bölümünün ise AT1 gibi araçlarla karşılanması tartışılıyor.
Bu yaklaşımı destekleyenler, AT1 araçlarının kriz halinde zamanında devreye sokulması durumunda benzer koruma sağlayabileceğini düşünüyor.
Karşı görüş ise Credit Suisse krizinden alınan dersin daha basit olması gerektiğini savunuyor:
Banka ne kadar büyükse, zararı kendi bilançosuyla karşılayabilecek kadar gerçek sermayeye sahip olmalı.
Federal Konsey modelinin UBS'ye yaklaşık dokuz milyar dolar ek sermaye yükü getirebileceği, bunun yaklaşık yedi yıllık bir geçiş dönemine yayılabileceği tartışılıyor.
UBS ise esas olarak uluslararası rekabet gücünün zarar görebileceğini savunuyor.
Bu nedenle önümüzdeki Parlamento kararları yalnızca UBS hissedarlarını değil, İsviçre'nin dünya finans merkezi olarak geleceğini de ilgilendiriyor.



















































































































































