Son olarak Vaud Kantonu Hükümet Üyesi Valérie Dittli’nin görüş ayrılıkları nedeniyle "Die Mitte" partisinden ayrılması, ülkedeki benzer siyasi kopuşları yeniden tartışmaya açtı. Siyaset coğrafyacısı Michael Hermann, İsviçre'de bir partinin desteğine sahip olmanın seçim başarısı için kritik öneme sahip olduğunu, bu yüzden istifaların büyük riskler barındırdığını belirtiyor.
Siyasi tarihte bu riskleri göze alan önemli isimler bulunuyor. Örneğin, 2020 yılında Abu Dabi'ye yapılan lüks seyahat skandalı sonrasında FDP'den ihraç edilen Cenevre Hükümet Üyesi Pierre Maudet, hakkındaki mahkumiyete rağmen popülaritesi sayesinde kendi hareketiyle yeniden seçilmeyi başardı. Benzer şekilde, 2021'de partinin sola kaydığı gerekçesiyle Sosyal Demokrat Parti'den istifa eden Mario Fehr, 2023'te Zürih'te bağımsız olarak girdiği seçimlerde en yüksek oyu alarak başarısını tescilledi.
Sosyal Demokrat Parti ile yaşadığı anlaşmazlıklar sonrası mayıs ayında istifa eden Daniel Jositsch de bağımsız kalarak bu yolu izleyen bir diğer isim oldu. Sadece istifalar değil, parti değiştirmeler de siyasi dengeleri etkiliyor; 2023'te GLP'den seçildikten kısa süre sonra FDP'ye geçen Isabel Garcia'nın bu geçişi, Federal Mahkeme tarafından Mayıs 2026'da hukuken onaylandı. Uzmanlar, yeni partilerde kariyer fırsatlarının genellikle sınırlı olması nedeniyle bu tür geçişlerin istisna kalmaya devam ettiğini vurguluyor.
İsviçre siyasi tarihindeki en büyük kopuş ise 2007 yılında Eveline Widmer-Schlumpf'un, Christoph Blocher yerine Federal Konsey üyeliğini kabul etmesiyle yaşandı. Bu gelişme üzerine SVP, Widmer-Schlumpf'u ihraç etti ve bu süreç Muhafazakar Demokrat Parti'nin kurulmasına yol açtı. Federal Konsey Üyesi Samuel Schmid'in de katıldığı bu yeni oluşum, daha sonra 2020 yılında CVP ile birleşerek bugünkü "Die Mitte" partisini oluşturdu.