Haber Arama
Haber Yada Kategori Arayın...
Turgut Karaboyun
Medya alanındaki kariyerime 1996 yılında radyoculuk ile adım attım. Bu süreçte dergi, gazete, çevrimiçi haber platformları, televizyon programları, YouTube haberciliği ve etkinlik organizasyonları gibi çeşitli mecralarda görev aldım. 2007 yılından bu yana ise Pusula Swiss Genel Yayın Yönetmeni olarak, habercilikte doğruluk ve tarafsızlık ilkelerini merkeze alarak, bilgiye ulaşma ve bunu kamusal sorumluluk bilinciyle aktarma görevini sürdürmekteyim.
İnsan öldüğünde gerçeği öğrenme hakkı da mı ölüyor?
Yakın zamanda 80’li yaşlarında bir tanıdığımızı kaybettik. Ailesi onu, yaşlılık döneminde daha iyi bakım görmesi, günlük yaşamında destek alması ve güven içinde olması için bir bakım evine yerleştirmişti.

Ailenin anlatımına göre, bakım evine girdiğinde durumu kısa süre içinde hayatını kaybedecek kadar ağır görünmüyordu. Ancak çok kısa bir zaman içinde her şey değişti. Hızla kilo vermeye başladı, sağlık durumu belirgin şekilde kötüleşti, kendisine morfin uygulanmaya başlandı ve kısa süre sonra hayatını kaybetti.

Aile, doğal olarak ne olduğunu anlamaya çalıştı. Babalarına hangi tedavilerin uygulandığını, sağlık durumunun neden bu kadar hızlı kötüleştiğini, kilo kaybının nedenlerini ve morfinin hangi gerekçeyle, hangi dozlarda verildiğini öğrenmek istedi. Çünkü bir insanın son günlerinde neler yaşandığını bilmek, geride kalan ailesi için yalnızca hukuki bir mesele değil, aynı zamanda yas sürecinin de önemli bir parçasıdır.

Ailenin elde edebildiği en dikkat çekici bilgi, babalarına bazı dönemlerde günde dört ya da beş kez morfin uygulandığı yönündeydi. Bunun dışında ise tatmin edici bir açıklama alamadıklarını söylüyorlar. Karşılarına çıkan en büyük duvar ise “hasta gizliliği” oldu. İşte tam da bu noktada insan sormadan edemiyor: Bir insan öldüğünde, gerçeği öğrenme hakkı da onunla birlikte mi ölüyor?

Elbette burada kimseyi peşinen suçlamıyoruz. Morfin, tıpta önemli ve gerekli kullanım alanları olan güçlü bir ilaçtır. Ağrı tedavisinde ve yaşamın son dönemindeki palyatif bakımda doktor kontrolünde uygulanabilir. Bir hastaya morfin verilmiş olması tek başına yanlış bir tedavi yapıldığı anlamına gelmez. Ancak bir aile, sevdiği insanın son günlerinde bu ilacın neden ve nasıl kullanıldığını sorma hakkına sahip olmalıdır.

Belki her şey tıbben doğru yapıldı. Belki uygulanan tedavi tamamen gerekliydi. Belki ölüm gerçekten kaçınılmazdı. Fakat bütün bunların bilinmesi için ailenin açık, anlaşılır ve güven verici şekilde bilgilendirilmesi gerekir. Çünkü şeffaflığın olmadığı yerde şüphe büyür. Bazen insanları ölüm kadar yoran şey, ölümden sonra karşılaştıkları sessizliktir.

İsviçre Federal Mahkemesi’nin hasta gizliliğiyle ilgili son kararı da bu tartışmayı daha ciddi bir noktaya taşıdı. Mahkemenin yaklaşımına göre, hasta gizliliği kişinin ölümüyle sona ermiyor. Bu ilke, sağlık sistemi açısından elbette çok önemlidir. İnsanlar en özel sağlık bilgilerini doktorlarına güvenerek anlatır. Bu güvenin ölümden sonra da korunması gerekir. Ancak son karar, bazı durumlarda ölen kişinin aile doktorunun bile hastane kayıtlarına ulaşamamasına yol açabiliyor.

İşte burada ciddi bir çelişki ortaya çıkıyor. Aileye bilgi verilmiyor, aile doktoru dosyayı inceleyemiyor, hasta ise artık kendisi konuşamıyor. Peki gerçeği kim araştıracak? Eğer yıllarca o hastayı takip etmiş, mesleği gereği zaten sır saklama yükümlülüğü bulunan aile doktoruna bile güvenilmiyorsa, bu durumda aile kime güvenecek?

Hasta gizliliğinin amacı hastayı korumaktır. Hastaneleri, bakım evlerini ya da sağlık çalışanlarını sorgulanamaz hale getirmek değildir. Bu ayrımı çok iyi yapmak gerekiyor. Bir insanın özel hastalıkları, bağımlılıkları veya kişisel sağlık bilgileri ölümünden sonra da korunmalıdır. Fakat ölümüne giden süreçte hangi ilaçların, hangi gerekçeyle ve hangi dozlarda verildiği, tamamen farklı bir konudur.

Bir insanın mahremiyetini korumak başka bir şeydir; ailesinin ölüm sürecine dair makul sorularını cevapsız bırakmak başka bir şeydir. Bu iki mesele aynı gizlilik duvarının arkasına saklanmamalıdır. Çünkü bilgi verilmediğinde, ortada hiçbir hata olmasa bile insanların zihninde şüphe oluşur. O şüphe de zamanla güveni zedeler.

Yakınını kaybeden bir aile çoğu zaman suçlu aramaz. Önce gerçeği arar. “Acaba ne oldu?”, “Başka bir şey yapılabilir miydi?”, “Bize neden anlatılmıyor?” soruları, acının üzerine eklenen ağır bir yük haline gelir. Oysa açık bir bilgilendirme, bazen bütün şüpheleri ortadan kaldırabilir. Belki aileye, uygulanan tedavinin neden gerekli olduğu anlatılacak ve konu kapanacaktır. Ama bunun yolu sessizlikten değil, şeffaflıktan geçer.

Federal Mahkeme içinde bile bu konuda farklı görüşlerin bulunması, meselenin ne kadar hassas olduğunu gösteriyor. Çünkü hukuk yalnızca kuralları korumakla yetinemez; hayatın gerçekleriyle de temas etmek zorundadır. Bir kişi hayattayken yakınları onun tedavi sürecinden haberdar olabiliyorsa, ölümünden sonra bütün kapıların bir anda kapanması insanın vicdanına da, hayatın doğal akışına da kolay sığmıyor.

Elbette çözüm, bütün sağlık dosyalarının koşulsuz şekilde ailelere açılması değildir. Kimsenin özel hayatı ortaya dökülmemeli, ölümle ilgisi olmayan bilgiler korunmalıdır. Ancak ciddi soru işaretlerinin bulunduğu durumlarda bağımsız bir doktorun, aile hekiminin ya da yetkili bir uzman kurulun dosyayı inceleyebilmesi mümkün olmalıdır. Böylece hem hasta gizliliği korunur hem de ailenin gerçeği öğrenme hakkı tamamen yok sayılmamış olur.

Yakın zamanda kaybettiğimiz tanıdığımızın ailesi bugün hâlâ ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Belki her şey tıbbi kurallara uygundu. Belki verilen ilaçların tamamı gerekliydi. Belki ölüm kaçınılmazdı. Ama aile bunu bilmiyor. Çünkü onlara yeterince anlatılmadı.

Bir hukuk sistemi, geride kalan insanları cevapsız sorularla baş başa bırakmamalıdır. Hasta gizliliği elbette korunmalı, ancak bu gizlilik gerçeğin sonsuza kadar karanlıkta kalmasının gerekçesi haline gelmemelidir. Bir insan öldüğünde onun mahremiyeti korunmaya devam edebilir. Fakat ölümüyle ilgili gerçekler de onunla birlikte toprağa gömülmemelidir.

Çünkü bazen ailelerin istediği şey birilerini suçlamak değildir. Sadece sevdikleri insanın son günlerinde ne yaşandığını bilmek isterler. Ve bu sorunun cevabı, “Size bilgi veremeyiz” kadar soğuk ve kapalı olmamalıdır.

hasta gizliliği, doktor gizliliği, hekim sır saklama yükümlülüğü, İsviçre Federal Mahkemesi, Bundesgericht, hasta hakları, ölüm sonrası hasta hakları, ölüm sonrası sağlık dosyası, tıbbi kayıtlar, hastane kayıtları, ailelerin bilgi alma hakkı, gerçeği öğrenme hakkı, bakım evi, yaşlı bakım evi, Pflegeheim, morfin tedavisi, morfin uygulaması, palyatif bakım, yaşlı bakımı, doktor hatası, tıbbi hata şüphesi, tedavi hatası, hastane şeffaflığı, sağlıkta şeffaflık, İsviçre sağlık sistemi, İsviçre haberleri, Pusula Swiss

 

Reklam Banner
Reklam Banner
Reklam Banner
Reklam Banner
Reklam Banner
Diğer Yazıları
2026
Pusula Swiss – Tüm hakları saklıdır.
Özel Haber
Etkinlik
Anasayfa
Yazarlar
Video