ABD ve İsrail'in 28 Şubat'taki saldırılarıyla başlayan İran savaşı, küresel petrol piyasalarında büyük bir sarsıntıya yol açtı. Dünyanın en büyük petrol ithalatçısı konumundaki Çin'in ham petrol ithalatı, savaşın başlamasının ardından şubattan hazirana kadar yüzde 48,9 azalarak günlük 5,8 milyon varile geriledi. Yaşanan bu büyük düşüşe ve ithalatın son on yılın en düşük seviyelerinde kalmasına rağmen Pekin yönetiminin devreye soktuğu çeşitli önlemler, ülke ekonomisinin ayakta kalmasını sağladı.
Çin'in bu süreçte uyguladığı önlemlerden biri, yakıt ihracatını sınırlandırmak ve rafinerilerin ham petrol işleme faaliyetlerini azaltması oldu. Ülkedeki devlete ait 49 rafinerinin ortalama kapasite kullanım oranı mayısta yüzde 71,6 seviyesine gerileyerek salgın döneminden bu yana görülen en düşük seviyeye indi. Küresel yakıt maliyetlerindeki artış uçak biletlerine yansırken, kömür ve yenilenebilir kaynaklardan beslenen demiryolu taşımacılığı ise bu dalgalanmalardan daha az etkilendi.
Asya devini şoklardan koruyan en önemli unsurlardan biri de büyük ham petrol stokları oldu. Analistlere göre Çin'in stratejik rezervleri, rafinerilerdeki petrol ve ticari stoklar dahil toplam miktarı 1 milyar ile 1,4 milyar varil arasında bulunuyor. Ülke, yaptırımların etkisiyle ucuzlayan Rus ve İran petrolünü stoklamış ve rezervlerini güçlendirmişti. Ayrıca, kömür rezervlerinin petrol ve akaryakıt üretiminde daha fazla kullanılması, ham petrol fiyatlarındaki yükselişe karşı güçlü bir tampon oluşturdu.
Geleceğe yönelik uzun vadeli planlar yapan Pekin yönetimi, yerli petrol ve doğalgaz üretimini artırmayı hedefliyor. Bu doğrultuda, 2030 yılına kadar yerli petrol ve doğalgaz arzının 440 milyon ton petrol eşdeğerine yükseltilmesi planlanıyor. Ayrıca, uzun mesafeli boru hattı ağına 20 bin kilometrelik yeni hat eklenerek toplam uzunluğun 220 bin kilometreye çıkarılması öngörülüyor.