
23 Nisan’da Marmara Denizi'nde gerçekleşen deprem, bir kez daha İstanbul’un deprem gerçeğiyle yüzleşmeme neden oldu. O anı anlatmak zor; İstanbul'daydım ve yaşadığım korku tarif edilemezdi. Sarsıntı, her şeyin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Ama bu korku sadece beni değil, tüm İstanbul'u sarstı. Şu an İsviçre’de yaşıyor olsam da aklım hâlâ orada, sevdiklerimle birlikte.
Bu deprem bize 1999 Gölcük Depremi'nin acı hatıralarını bir kez daha hatırlattı. O gün Dünya sanki tersine dönmüştü. Günlerce sokaklarda uyumuştuk; kimi arabasında, kimi bulabildiği bir çadırda, kimi de kaldırımlarda... Hayat bir anda durmuş, herkes birbirine sarılarak ayakta kalmaya çalışmıştı. Şimdi bu depremle bastırılmış travmalar, gün yüzüne çıktı. O eski korkular, o çaresizlik duygusu yeniden kapladı içimizi.
İstanbul, deprem riski taşıyan bir şehir. Bununla birlikte, bilim insanları arasında farklı görüşler var. Kimileri artık İstanbul’da büyük bir deprem beklemediklerini söylerken, kimileri çok daha büyük bir felaketin kapıda olduğunu ifade ediyor. Bu belirsizlik, halkı derinden korkutuyor. Özellikle çocuklar, bu endişeden dolayı büyük travmalar yaşıyor. Sürekli değişen bilgiler ve tahminler, insanların kafasını karıştırıyor.
Ve şimdi herkesin dilinde aynı cümle: "Büyük İstanbul Depremi kapıda." Her geçen gün o kaçınılmaz güne bir adım daha yaklaşıyoruz. Fakat sokakta bu korkunun karşılığı yok. Yorgun binalar, dayanıksız yapılar, göz göre göre gelen tehlike… İnsanlar korkuyor, evet ama bu korku, çoğu zaman harekete geçirmiyor ya inkâra dönüşüyor ya da çaresiz bir kabullenişe.
Bir yandan, devlet yetkililerinin yaklaşımı da dikkat çekici. Depremin kader olduğunu, kadere karşı yapacak bir şey olmadığını söylüyorlar. Ancak biz biliyoruz ki, deprem bir doğa olayıdır ve bilimsel yöntemlerle ona karşı korunmak mümkündür. Depremi durduramayız ama yapabileceğimiz çok şey var. Yapıları güçlendirmek, afet eğitimleri vermek, toplumu bilinçlendirmek ve her düzeyde hazırlıklı olmak. Bu adımlar, deprem sonrası yıkımı ve kayıpları en aza indirebilir.
1999’daki Gölcük Depremi, 17 bin insanın hayatını kaybetmesine yol açtı. O felakette şehirler sustu, insanlar ağladı, ama zamanla o acı unutuldu. Ardından Van, Elazığ, İzmir ve Kahramanmaraş… Her biri farklı bir felaketti, her biri farklı bir iz bıraktı. 2023’teki Kahramanmaraş merkezli depremler, felaketin boyutlarını bir kez daha gözler önüne serdi. 50 binden fazla insan hayatını kaybetti.
Depremler yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın pek çok ülkesinin gerçeği. İsviçre denince akla Alpler’in ihtişamı ve doğal güzellikleri gelse de bu sakin görünümün ardında ciddi sismik riskler yatıyor. 1356’daki Basel Depremi, ülke tarihinin en yıkıcı felaketlerinden biri olarak hafızalara kazındı. Şehir büyük ölçüde tahrip oldu ve yeniden inşa edildi. 1855’te Visp’te ve 1946’da Sierre’de yaşanan depremler de İsviçre’nin sismik açıdan hassas bir bölge olduğunu gösterdi. Özellikle Valais ve Basel gibi güney ve güneybatı bölgeleri, Alpler’in etkisiyle daha aktif bir sismik yapıya sahipken, kuzey ve merkez bölgelerde bu risk daha düşük. Ancak İsviçre'nin hiçbir bölgesi tamamen depremden muaf değil. Bu yüzden deprem güvenliği burada da her zaman ciddiye alınması gereken bir konu.
Dünya genelinde en büyük depremler, genellikle Pasifik Deprem Kuşağı’nda meydana geliyor. Şili, Endonezya, Japonya gibi ülkelerde büyük depremler sıkça yaşanıyor. 1960 Şili Depremi, 9,5 büyüklüğüyle tarihin en şiddetli depremi olarak kayıtlara geçti. Deprem sadece Şili’yi değil, Hawaii, Japonya ve Filipinler’i de etkileyerek dev tsunami dalgaları oluşturdu. Bu felaket, yaklaşık 230 bin kişinin ölümüne yol açtı. 2004’te Endonezya’nın Sumatra Adası’nda meydana gelen 9,1 büyüklüğündeki deprem ve ardından gelen tsunami, 230 bin kişinin hayatını kaybetmesine ve milyonlarca kişinin evsiz kalmasına yol açtı. Bu felaket, sadece Asya’yı değil, tüm dünyayı etkiledi.
Japonya’daki 2011 Tohoku Depremi ve tsunami, ülkenin kuzeydoğusundaki kıyılarda büyük yıkım yaratırken, Fukuşima nükleer santralinde yaşanan sızıntı, felaketin etkilerini katladı. Bu olay, sadece Japonya için değil, küresel bir felaketti. Bu deprem, milyonlarca insanı etkiledi ve dünya çapında büyük bir alarm verdi. Ayrıca, Kamçatka, Rusya'da 1952’de meydana gelen 9,0 büyüklüğündeki deprem de tsunami dalgaları yaratarak geniş bir alanda hasara yol açtı, ancak can kaybı yaşanmadı.
Deprem ve diğer doğal felaketlerle başa çıkmak, yalnızca doğanın gücüne karşı değil, insanın bu güçle nasıl başa çıkacağına dair bir sınavdır. Altyapıyı sağlam tutmak, halkı bilinçlendirmek ve felakete hazırlıklı olmak, bu tür olayların etkisini en aza indirebilir. Unutmayalım ki, deprem bizimle yaşamaya devam edecek. Önemli olan biz onunla yaşamayı öğrenebilecek miyiz?