
BİRBİRİMİZE NE YAŞATIYORUZ?
İnsan ilişkilerindeki en büyük körlük belki de burada başlıyor: Kendi acımızı bütün derinliğiyle hissederken başkasının acısını çoğu zaman görmezden geliyoruz.
Oysa bir söz, söyleyen için birkaç saniyelik bir öfke olabilirken duyanın içinde yıllarca kalabiliyor. Bir yalan, söyleyenin işini kolaylaştırırken karşısındakinin güven duygusunu paramparça edebiliyor.
Biz çoğu zaman davranışlarımızı niyetlerimizle açıklıyoruz. “Öyle demek istemedim.” “Kötü bir amacım yoktu.” Oysa iyi niyetli olmak, verdiğimiz zararı kendiliğinden ortadan kaldırmıyor.
Olgunluk, hiç hata yapmamak değil; kendi hatamızın başkasının hayatında neye dönüştüğünü görebilmektir.
Kendini tanımak, yalnızca duygularını keşfetmek ya da kendi huzurunu bulmak değildir. Öfkelendiğinde nasıl birine dönüştüğünü, çıkarların söz konusu olduğunda vicdanını ne kadar koruyabildiğini, haklı çıkmak uğruna kimi incittiğini de göze alabilmektir.
Çünkü gerçek farkındalık, yalnızca kendimizi daha iyi hissetmemizi değil, başkalarına verdiğimiz zararı da fark etmemizi sağlamalıdır.
Mesele kimseyi hiçbir zaman üzmemek değil; kendi rahatımız uğruna bile isteye incitmemek, çıkarımız için aldatmamak, gücümüz yettiği için hak yememek ve yaptığımızın sorumluluğundan kaçmamaktır.
Üstelik sorumluluğumuz yalnızca insanlarla da sınırlı değil. Bir hayvanın acısını önemsiz sayarken, doğayı sınırsızca tüketirken, bizden sonraki yaşamların hakkını görmezden gelirken de aynı soruyla yüzleşmeliyiz: Bu dünyada yalnızca kendi ihtiyaçlarımızı mı görüyoruz?
Vicdan, kendimizden başka bir hayatın da en az bizimki kadar gerçek olduğunu anlayabildiğimiz yerde başlar.
Hepimiz bu dünyadan geçiyoruz. Zamanımız sınırlı. Bir gün geriye dönüp baktığımızda ne kadar kazandığımızdan çok, belki de kaç insanın hayatına dokunduğumuzu, kaç kalbi incittiğimizi ve kaç canlıya iyi gelebildiğimizi düşünmeye değer.
Bize güvenebildiler mi? Yanımızda kendileri olabildiler mi? Varlığımız onlara huzur mu verdi, yoksa kendi yaralarımızı başkalarına mı taşıdık?
Belki de insanın kendine sorabileceği en dürüst soru şudur:
Ben bu dünyada yalnızca kendi hayatımı mı yaşıyorum, yoksa dokunduğum hayatların sorumluluğunu da taşıyor muyum?
Çünkü gerçek dönüşüm, yalnızca kendimizi anlamakla değil; anladıklarımız doğrultusunda davranışlarımızı değiştirmekle başlar.
Ve belki de gerçek tekâmül, kendimizi herkesten daha iyi bir insan ilan etmek değil; her gün biraz daha az incitmeyi, biraz daha adil olmayı ve varlığımızı başkaları için biraz daha güvenli bir yere dönüştürmeyi öğrenmektir.
Çünkü günün sonunda mesele yalnızca kim olduğumuz değil, kimlerin hayatında neye dönüştüğümüzdür.















































































