
ACIDAN KAÇMADAN, HAYATA YENİDEN YER AÇMAK
Çevremizden, bazen de kendi içimizden aynı mesajı duyarız: “Artık toparlanmalısın.” “Güçlü olmalısın.” “Hayat devam ediyor.”
Peki, insanın kalbi henüz hazır değilken hayatın devam etmesi ne anlama gelir?
Belki de yas sürecinde kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur: Acımızı gerçekten yaşıyor muyuz, yoksa bir an önce geçsin diye ondan kaçmaya mı çalışıyoruz?
Yas, unutmak değil; kayıpla yaşamayı öğrenmektir
Yas, sevdiğimiz bir insanı kaybettiğimizde hayatımıza giren derin bir dönüşüm sürecidir. Çünkü kaybettiğimiz yalnızca bir insan değildir; onunla paylaştığımız anılar, alışkanlıklar, hayaller ve geleceğe dair beklentilerimiz de bu kaybın içinde yer alır.
Yasın belirli bir takvimi yoktur. Herkesin acısı kendine özgüdür. Kimi ağlayarak yaşar kaybını, kimi sessizleşerek… Kimi anlatmak ister, kimi kelimelerini bulamaz. Bazı günler kendimizi daha iyi hissederken bir şarkı, bir koku ya da sıradan bir an bizi yeniden özlemin içine çekebilir.
Bu, geriye gittiğimiz anlamına gelmez.
İyileşmek, her gün biraz daha az üzülmek zorunda olmak değildir.
Yas doğrusal ilerlemez. İyi hissettiğimiz bir günün ardından yeniden zorlanabilir, güldüğümüz bir anın hemen sonrasında özlem duyabiliriz. Çünkü sevgi ve kayıp, insanın içinde birbirinden kolayca ayrılabilen duygular değildir.
Acıdan kaçtıkça gerçekten özgürleşiyor muyuz?
Mindfulness bize önemli bir ayrımı hatırlatır: Bir duyguyu hissetmek başka, o duygunun içinde kaybolmak başkadır.
Acı duyduğumuzda kendimizi sürekli meşgul edebilir, duygularımızı bastırabilir ya da güçlü görünmek uğruna gözyaşlarımızı içimize akıtabiliriz. Bazen de kendimize, “Bunu düşünmemeliyim” deriz.
Oysa bir duyguyu istemediğimiz için onun hemen ortadan kalkmasını sağlayamayız. Acıyla mücadele etmek, bazen acının kendisine bir de onunla savaşmanın yorgunluğunu ekler.
Mindfulness, acıyı büyütmemizi ya da sürekli onun üzerinde düşünmemizi istemez. Bize, acıdan kaçmadan da onunla aramıza sağlıklı bir mesafe koyabileceğimizi hatırlatır.
Üzüntü geldiğinde onu hemen uzaklaştırmaya çalışmadan fark etmek… Gözyaşlarımızı zayıflık olarak değerlendirmemek… İçimizdeki boşluğu yargılamadan gözlemlemek…
Ve kendimize şunu söyleyebilmek:
“Şu anda acı çekiyorum. Bu acının burada olmasına izin verebilirim. Her şeyi hemen çözmek zorunda değilim.”
Bu yaklaşım acıyı bir anda ortadan kaldırmaz. Ancak onunla kurduğumuz ilişkiyi değiştirebilir. Kendimize karşı daha şefkatli olmamıza ve zor duyguların içinden daha bilinçli geçmemize yardımcı olabilir.
Çünkü bazen ihtiyacımız olan şey, acımızı yok etmek değil, onu taşıyabilecek kadar kendimize alan açmaktır.
Kabullenmek, vazgeçmek değildir
Kabullenmek, yaşananları onaylamak ya da artık üzülmemek demek değildir. Olmasını istediğimiz şeyle gerçekten yaşadığımız şey arasındaki mesafeyi görebilmektir.
Birini kaybettiğimizde onun geri dönmesini isteriz. Bazen yaşananların nedenini sorgular, bazen zihnimizde cevabını bulamadığımız sorularla baş başa kalırız. Keşke’lerimiz olur. Keşke biraz daha zamanımız olsaydı, biraz daha konuşabilseydik, biraz daha sarılabilseydik…
İnsan bazen gerçeği anlamakla onu kabullenmek arasında uzun bir yol yürür.
Kabullenmek, kaybı geride bırakmak değil; kaybın varlığını inkâr etmeden hayatın geri kalanına da yer açabilmektir.
Bu, sevdiğimiz insanı unuttuğumuz anlamına gelmez. Bazen hatıralarımızı taşımayı, sevgimizi sürdürmeyi ve aynı zamanda yeniden gülebilmeyi öğreniriz.
İnsan hem özleyebilir hem mutlu olabilir. Hem ağlayabilir hem hayata devam edebilir. Birini derinden severken onsuz bir hayat kurmayı da öğrenebilir. Bu duygular birbirini dışlamak zorunda değildir.
Kendinize iyileşmek için izin verin
Yas sürecinde kendimize gösterebileceğimiz en büyük şefkatlerden biri, kendi hızımıza saygı duymaktır. Başkalarının ne kadar sürede toparlandığına bakarak kendimizi değerlendirmemek, iyi hissetmediğimiz günlerde kendimizi suçlamamak ve her zaman güçlü görünmek zorunda olmadığımızı hatırlamak…
Bazen yalnızca nefesimize dönmek, kısa bir yürüyüş yapmak, güvendiğimiz biriyle konuşmak ya da o gün kendimizden daha az şey beklemek yeterli olabilir. Acı çok ağırlaştığında profesyonel destek almak da kendimize gösterebileceğimiz önemli bir özen biçimidir. Çünkü her acıyı tek başımıza taşımak zorunda değiliz.
Yasın içinde kendimize sorabileceğimiz belki de en şefkatli soru şudur:
“Şu anda kendimden ne bekliyorum ve bu beklentim bana gerçekten iyi geliyor mu?”
Belki bugün güçlü olmak, hiçbir şey hissetmemek değildir. Belki güçlü olmak, üzgün olduğumuzu kabul edebilmektir. Belki iyileşmek, hemen ayağa kalkmak değil; düştüğümüz yerde kendimize şefkat gösterebilmektir.
Hayat bazen bizden istemediğimiz vedalar ister. Her kaybın bir açıklaması olmayabilir, her acının cevabı bulunmayabilir. Fakat acının içinde kendimize nasıl eşlik edeceğimizi öğrenebiliriz.
Unutmayalım: Yas, sevgimizin bittiği yerde değil, bazen sevgimizin artık başka bir biçimde yaşamayı öğrendiği yerde devam eder.
Belki de iyileşmek tam olarak budur: Geçmişi silmeden bugünde kalabilmek, özlemi inkâr etmeden yeniden gülümseyebilmek ve kaybımızı hayatımızın tek gerçeği hâline getirmeden yaşamaya devam edebilmek.
Çünkü hayat, acı hiç yaşanmamış gibi devam etmek değildir.
Hayat, acımızı da yanımıza alarak yeniden yaşamaya cesaret edebilmektir.















































































