Küresel ticaretin kuralları yeniden yazılırken, Türkiye en büyük pazarı olan Avrupa Birliği’nde (AB) ciddi bir teknik engelle karşı karşıya kaldı. 11 Mayıs 2026 itibarıyla ekonomi raporlarına yansıyan bilgilere göre; yıllık hacmi 1,7 trilyon doları bulan AB kamu alımları pazarı, artık serbest ticaretin değil, "GPA üyeliği" şartının hüküm sürdüğü bir alana dönüştü. Türkiye, bu anlaşmada hala "gözlemci" statüsünde olduğu için Türk firmalarının bu devasa ihalelere doğrudan girmesi yasal olarak engellendi.
AB mevzuatında yapılan katı düzenlemeler sadece doğrudan ihaleyi değil, tedarik zincirini de vuruyor. Mevcut kurallara göre; ihaleyi kazanan şirket bir Avrupa firması olsa dahi, ürünlerini GPA üyesi olmayan bir ülkede (Örneğin Türkiye'de) yaptıramıyor. Bu durum, Türkiye’nin Avrupa için yıllardır sürdürdüğü “stratejik tedarik ve üretim merkezi” olma özelliğini temelinden sarsıyor.
Bu kısıtlama sadece tekstil ve hazır giyimi değil, Türkiye'nin lokomotif sektörlerinin tamamını etkiliyor:
Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) bünyesindeki temsilciler, Türkiye'nin 145 bini aşkın ihracatçı firmasının rekabet gücünü koruyabilmesi için GPA'ya tam üyelik sürecinin ivedilikle başlatılmasını talep ediyor. İhracatçılara göre, bu imza atılmadığı takdirde Çin ve Bangladeş gibi dev rakiplerin de üye olmadığı bu pazarda Türkiye'nin yakaladığı "kaliteli üretim" avantajı, bürokratik bir duvarla yok edilecek.
"Teknik tekstil üretiyoruz ama satacak yerimiz kamu. Avrupa 'GPA üyesi değilsen ihaleye giremezsin' dediğinde, yatırım yapmanın anlamı kalmıyor. Türkiye'nin üretim üssü vasfını koruması için bu diplomatik anahtar şart."