Her beş kişiden biri ise tükenmişlik sendromu (burn-out) geçirdiğini ifade ediyor. Bu tablo, toplumun dörtte birinin ciddi risk altında olduğuna işaret ediyor.
Çalışma saatleri dışında da ulaşılabilir olma zorunluluğu ve yeterince dinlenememe hissi, öne çıkan başlıca sorunlar arasında. Bu durum yalnızca iş gücünün sağlığını değil, ülke ekonomisini de olumsuz etkiliyor. Tükenmişlik kaynaklı maliyetlerin yıllık 7,6 milyar frangı aştığı belirtiliyor.
Kültürel Bir Sorun mu?
İsviçre Psikologlar Federasyonu’ndan sertifikalı psikolog Catherine Vasey, konunun ciddiyetinin yeterince kavranmadığını vurguluyor: “Zaman geçtikçe durum kötüleşiyor ancak kimse sorunla gerçek anlamda yüzleşmiyor.” Vasey’e göre, İsviçre’de işin neredeyse “kutsal” görülmesi de riski artırıyor. Çalışanlar işlerine büyük bağlılık gösterirken, sağlıklı bir mesafe kurmakta zorlanıyor. Üstelik İsviçrelilerin şikayet etmeye daha az eğilimli olması, zor koşulların daha uzun süre sineye çekilmesine yol açıyor.
Ekonomik Verimlilik de Tehlikede
Uzmanlar, tükenmişliğin yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil, aynı zamanda şirketlerin kârlılığına zarar veren ciddi bir ekonomik problem olduğuna dikkat çekiyor. Özellikle “işinin ehli ve sorumluluk sahibi” çalışanların tükenmişliğe daha yatkın olması, şirketler için kaybı daha da büyütüyor.
Çözüm İçin Ortak Mücadele Gerekiyor
Vasey, hem çalışanların hem işverenlerin hem de politikacıların harekete geçmesi gerektiğini belirtiyor. Bireysel düzeyde ise aktif dinlenme, risk faktörlerinin analizi ve iş-özel yaşam dengesinin korunması gibi önlemler öneriliyor.
Uzmanlara göre, tükenmişlik yaşayanlar çoğu zaman ekiplerin “bel kemiği” olan çalışanlar. Bu nedenle önleyici adımlar atmak, hem bireysel hem kurumsal devamlılık için hayati önem taşıyor.