İsviçre’de bu alanda umut vadeden uygulamalar hayata geçirilirken, özellikle Lozan Üniversitesi Hastanesi (CHUV) bünyesinde yürütülen çalışmalar dikkat çekiyor.
30 yaşındaki Loane, on yılı aşkın süredir yeme bozuklukları ve psikojenik non-epileptik nöbetlerle mücadele ediyor. Defalarca hastaneye yatmasına ve çeşitli tedavilere rağmen belirgin bir iyileşme kaydedemeyen Loane, yaşadığı umutsuzluğu bir podcast yayınında şu sözlerle dile getiriyor: “Her şeyi denedim. Kendime bir yıl verdim; hiçbir şey değişmezse devam etmek istemiyordum.”
Bu noktada hayatına Jam adlı terapi köpeği giriyor. Loane, Jam ile katıldığı ilk grup terapisi sonrası yaşadıklarını, “İlk kez herkesin içinde ağladım. Bu bana hiç olmazdı. Jam, sanki üzerimdeki zırhta bir gedik açtı,” sözleriyle anlatıyor.
Tedavide yeni bir araç
CHUV Yeme Bozuklukları Servisi’nin eş sorumlularından psikolog ve psikoterapist Mélanie Lanz’a göre, hayvan destekli terapi klinik açıdan önemli bir aracı temsil ediyor. Lanz, “Köpeğin varlığı, duygusal ve duyusal alanlara çok daha hızlı erişmemizi sağlıyor. Bu, hastalarda yeniden bağ kurma hissini güçlendiriyor,” diyor.
Birçok hastanın sorunlarının kökenini zihinsel olarak kavradığını ancak bunu hissedemediğini belirten Lanz, “Hayvanın varlığı bu farkı yaratıyor,” ifadesini kullanıyor. Hayvan destekli terapi; bireysel seanslar, grup terapileri ve gevşeme egzersizleri gibi farklı çerçevelerde uygulanabiliyor. Jam ise Sierre’deki Le Copain Vakfı tarafından eğitilmiş ve günlük en fazla üç-dört seansla, düzenli molalar eşliğinde çalışıyor. Güvenliğin sağlanması amacıyla terapist her zaman süreçte aktif rol alıyor.
Bilimsel veriler umut veriyor
Hayvan destekli terapiye ilişkin bilimsel çalışmalar henüz sınırlı olsa da, ilk bulgular olumlu sonuçlara işaret ediyor. 2022 yılında yayımlanan bir sistematik derleme, bu yöntemin özellikle yeme bozukluğu yaşayan hastalarda anksiyete ve depresyon belirtilerini azaltabildiğini ortaya koyuyor.
Loane için de ilerleme somut: “Yakın zamanda beslenme sondasını çıkardım. Küçük bir adım gibi görünebilir ama benim için çok büyük bir kazanım,” diyor.
Şefkatin dönüştürücü gücü
Mélanie Lanz, bu yaklaşımın potansiyeline güçlü bir şekilde inanıyor. “İdeal bir hastanede köpeklerin yanı sıra atlar, hatta develer bile olabilirdi. Bu, klinik pratiğimizi büyük ölçüde zenginleştirirdi,” değerlendirmesinde bulunuyor. Ancak Lanz, hayvan destekli terapinin geleneksel tedavilerin yerine geçmediğini, onları tamamlayıcı bir rol üstlendiğini özellikle vurguluyor.
Loane ise yeniden umut bulduğunu söylüyor: “Jam ile ortak bir süper gücümüz var: şefkat. Bununla her şey mümkün.” On üç yıl süren mücadelesinin ardından artık sessiz kalmayacağını belirten Loane, yaşadıklarını başkaları adına dile getirmenin kendisi için yeni bir güç kaynağı olduğunu ifade ediyor.