Ancak yüksek niteliklere sahip bu insanlar için bile, bu ülkede “tutunmak” ciddi bir mücadele gerektiriyor.
Bu zorlukları en net şekilde iki farklı kıtadan gelen iki uzman gözler önüne seriyor:
30 yaşındaki Markus Lehmann, üç ay önce geldiği İsviçre’de önce otelde kalmış, sonra kendi evine taşınmış. “En zoru, alışkanlıklarımı terk edip yeni bir başlangıç yapmaktı. Ama şimdi mutluyum,” diyor. İsviçre'de iş bulmanın, özellikle yurt dışındayken, düşündüğünden çok daha zor olduğunu ekliyor.
Anita Verma’nın hikâyesi ise birçok expat kadının yaşadığı sessiz bir dramı yansıtıyor. Eşi büyük bir bankada IT uzmanı olarak çalışan Ravi Verma, kızları ise okula gidiyor. Kendisi ise ilk bir yıl çalışma izni beklemiş, sonra da iş arama sürecinde defalarca reddedilmiş. “Yalnızlık zorlayıcıydı,” diyor. Şimdi kendi girişimini kurdu ve Hindistan’daki start-up’lara Avrupa kapısını açmak için çalışıyor.
Her iki hikâye de gösteriyor ki: Yüksek eğitimli olmak, donanımlı olmak ya da motivasyon sahibi olmak tek başına yeterli değil. İsviçre’ye gelen birçok expat, vize sınırlamaları, sosyal çevre eksikliği, kültürel farklar ve iş bulmadaki zorluklarla karşı karşıya kalıyor.
İronik olan şu: İsviçre ekonomisi bu uzmanlara ciddi anlamda ihtiyaç duyuyor. Sağlık sistemi, inşaat sektörü, bilişim ve perakende gibi kritik alanlarda ciddi bir iş gücü açığı var. Ama sistemin bürokratik engelleri, gelen uzmanların sürece kolay adapte olmasını zorlaştırıyor.