Özellikle sosyal medyada, uyuşturucu testlerinin nasıl yapıldığı ve saç boyasının bu testleri değiştirip değiştirmediği yoğun şekilde tartışılıyor.
Peki, uyuşturucu testleri hangi yöntemlerle uygulanıyor ve saç rengi ya da boya gibi kozmetik işlemler sonuçlar üzerinde etkili olabiliyor mu? Bilimsel çalışmalar bu konuda ne söylüyor?
Uyuşturucu testleri, maddenin vücutta bıraktığı izleri, yani metabolitleri saptamayı amaçlıyor. Bu yöntemler arasında saç testi, uzun vadeli kullanım geçmişini ortaya koyabilmesi nedeniyle “altın standart” olarak kabul ediliyor.
İdrar testleri genellikle son birkaç günü kapsarken, saç analizleri aylar öncesine ait verileri ortaya çıkarabiliyor. Bunun nedeni, vücuda alınan maddenin kan dolaşımı yoluyla saç köklerine ulaşması ve saç telinin iç yapısına yerleşmesi. Saç uzadıkça, bu maddeler de saç teli boyunca ilerleyerek kronolojik bir kayıt oluşturuyor. Ancak madde kullanımından sonra saçın deri yüzeyine çıkması 5 ila 10 gün sürdüğü için, saç testi çok yeni kullanımı tespit etmekte uygun bir yöntem değil.
Test sırasında genellikle başın tepe kısmından, saç derisine en yakın noktadan yaklaşık 90 ila 120 tel saç alınarak örnek oluşturuluyor. Saç bulunmayan kişilerde göğüs, koltuk altı ya da bacak kılları da test için kullanılabiliyor. Vücut kılları daha yavaş uzadığı için bu tür örneklerle 12 aya kadar geriye dönük analiz yapılabiliyor.
Toplanan örnekler, çevresel bulaşmaları gidermek amacıyla yıkanıyor ve ardından hassas laboratuvar cihazlarıyla inceleniyor.
Medikal bilgi platformu Drugs.com’a göre, saç testleriyle genellikle yaklaşık 90 günlük, yani üç aylık uyuşturucu kullanım geçmişi ortaya çıkarılabiliyor. Standart testlerde 3–4 santimetrelik bir saç uzunluğu analiz ediliyor.
Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Adli Bilimler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy da saçın zaman çizelgesi sunduğunu belirterek, her bir santimetrelik saç uzunluğunun yaklaşık bir aylık geçmişi yansıttığını ifade etmişti. Atasoy’a göre, kısa saç yalnızca son döneme dair bilgi verirken, uzun saç aylar boyunca süren kullanımı ortaya koyabiliyor. Bu durum, saç uzunluğu nedeniyle kadınların daha dezavantajlı olmasına yol açabiliyor.
Bilimsel araştırmalar, saç renginin uyuşturucu testlerinde belirli farklılıklara yol açabileceğini ortaya koyuyor. Bunun temel nedeni, saçtaki melanin pigmenti. Özellikle koyu renk saçlarda bulunan eumelanin, bazı uyuşturucu maddelerin saç telinde daha yoğun bağlanmasına neden olabiliyor.
ABD’de yapılan bir çalışmada, siyah saçlarda kodein seviyelerinin kahverengi, sarı ve kızıl saçlara göre daha yüksek olduğu saptanmıştı. Prof. Dr. Sevil Atasoy da koyu renk saçların açık renklilere kıyasla daha fazla bilgi depoladığını vurgulamıştı.
Ancak uzmanlar, bu farkın testin pozitif ya da negatif çıkmasını belirlemediğini, daha çok ölçülen madde miktarını etkilediğini belirtiyor. Laboratuvarlar, sonuçları değerlendirirken saç rengini dikkate alıyor.
Kamuoyunda en çok tartışılan konulardan biri de saç boyasının uyuşturucu testlerini etkileyip etkilemediği. Yapılan araştırmalar, boya ve perma gibi kimyasal işlemlerin saçtaki uyuşturucu miktarını azaltabildiğini, ancak testin tamamen negatif çıkmasına neden olmadığını gösteriyor.
Bilimsel çalışmalar, işlem görmüş saçların da pozitif sonuç vermeye devam ettiğini ve boyalı saçın uyuşturucu tespiti açısından geçersiz sayılamayacağını ortaya koyuyor. Aşırı güçlü ağartıcıların bazı maddelerde ölçüm değerlerini düşürebildiğine dair bulgular olsa da, bu durum genelleştirilemiyor ve rutin adli testlere uyarlanamıyor.
Bununla birlikte, saçın iç yapısına nüfuz eden ve oksidasyon içeren kalıcı boyaların, yüzeysel boyalara kıyasla uyuşturucu seviyelerini daha düşük gösterebildiği belirtiliyor. Adli laboratuvarlar ise sonuçları değerlendirirken kişinin saçına uygulanan kozmetik işlemleri dikkate alıyor.