Ancak uzmanlara göre, ABD gibi bir süper güce karşı İsviçre’nin eli oldukça zayıf. Bu durum ne yazık ki yeni değil: Washington bir şey istediğinde, Bern genellikle boyun eğmek zorunda kalıyor.
2009: Bankacılık sırrının sonu
İsviçre'nin ABD’ye karşı taviz verdiği en çarpıcı örneklerden biri 2009 yılına dayanıyor. O dönem küresel mali krizin ortasında kalan Amerikan vergi otoriteleri, İsviçre bankalarındaki gizli servetleri ortaya çıkarmak için baskılarını artırdı. ABD, UBS bankasıyla hukuk ve vergi savaşına girerek, vergi kaçırdığı şüphesiyle bazı Amerikalı müşterilerin dosyalarını talep etti.
13 Mart 2009'da İsviçre, uluslararası baskılara dayanamayarak vergi kaçakçılığı ile vergi planlaması (evasion) ayrımını kaldırdı. Maliye Bakanı Hans-Rudolf Merz, "Bankacılık sırrı Anayasa ve yasalarımız çerçevesinde korunacaktır" açıklamasını yapsa da, gerçekte o gün, yabancı müşteriler için İsviçre bankacılık sırrı fiilen sona ermiş oldu.
“Bizim tarafsızımız”
ABD'nin İsviçre'ye ilgisi yalnızca mali değil, zaman zaman jeopolitik sonuçlar da doğurdu. Soğuk Savaş’ın başında, ABD İsviçre'den Doğu Avrupa’daki komünist ülkelere belirli ürünleri satmamasını istedi. İsviçre tarafsızlık ilkesine dayanarak bu talebe sıcak bakmadı. Ancak ABD, Bern'i olası bir ambargo tehdidiyle sıkıştırarak 1951 yılında gizli bir anlaşma imzalanmasını sağladı.
Bu anlaşmayla İsviçre, Batı demokrasileriyle daha yakın bir pozisyona geldi. ABD belgelerinde İsviçre’den "bizim tarafsızımız" diye bahsedilmesi, bu özel ilişkinin göstergesi oldu. Belgelere göre, İsviçre hem NATO üyesi olmayan tarafsız bir ülke, hem de Batı kampının fiili bir parçasıydı.
Küçük ama kırılgan bir ekonomi
ABD’nin baskılarına sadece İsviçre değil, diğer ülkeler de zaman zaman maruz kalıyor. Ancak tarihçi Sacha Zala’ya göre, İsviçre gibi küçük ve ihracata dayalı bir ekonomi bu tür ekonomik yaptırımlardan çok daha fazla etkileniyor. "İsviçre dış ticarete en entegre ülkelerden biri. İhracata dayalı yapısı onu bu tür baskılar karşısında kırılgan kılıyor," diyor Zala.
Washington’un son vergi hamlesi ve Bern’in diplomatik girişimleri, İsviçre’nin büyük güçler karşısındaki sınırlı manevra alanını bir kez daha gözler önüne serdi. Başkan Keller-Sutter’ın Washington’da ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile yaptığı görüşmenin sonucu ve önümüzdeki adımlar ise merakla bekleniyor.