Ancak kamu yayıncılığına yönelik eleştiriler yalnızca İsviçre’ye özgü değil; Almanya’dan İngiltere’ye, Avusturya’dan ABD’ye kadar benzer baskılar yaşanıyor.
Almanya’da ARD, ZDF ve Deutschlandradio yıllık yaklaşık 9 milyar Euro kamu fonu alıyor. Ancak AfD bu sistemin kaldırılmasını ya da ücretlerin azaltılmasını talep ediyor. Gerekçe: Yeterince “tarafsız” yayın yapılmadığı iddiası. Buna rağmen diğer siyasi partiler, eleştirilere rağmen kamu yayıncılığını desteklemeye devam ediyor.
BBC, uzun yıllardır bağımsız ve kaliteli gazeteciliğin simgesi olarak görülüyor. Ancak son dönemde hem muhafazakârlar hem de İşçi Partisi tarafından eleştiriliyor. Muhafazakârlar BBC’yi “devletçi ve pahalı” bulurken, sol çevreler BBC’nin kendilerini yeterince temsil etmediğini savunuyor. 2022’de BBC’ye 550 milyon Frank tasarruf paketi dayatıldı, 1000’den fazla pozisyon kapatıldı. Yine de BBC her gün 400 milyon kişiye ulaşarak küresel gücünü koruyor.
Avusturya’da ORF ücreti (eski adıyla GIS) kişi başına değil, hane başına alınıyor ve ayda ortalama 15,30 Euro. FPÖ lideri Herbert Kickl, bu katkı payını tamamen kaldırmayı seçim vaadi haline getirdi. Eğer gerçekleşirse, ORF’nin ayakta kalması neredeyse imkânsız olacak. Şimdilik mevcut düzenleme korunuyor, ancak kamu yayıncılığının geleceği belirsiz.
ABD’de Başkan Donald Trump, kamu fonlarıyla desteklenen NPR ve PBS’i “radikal sol canavarlar” olarak niteledi. Federal yardımlar kesildi, küçük bölgesel radyo ve TV istasyonları zor durumda kaldı. Trump’ın politikası, yalnızca kamu yayıncılığını değil, aynı zamanda muhalif özel medya kuruluşlarını da hedef alıyor.
İsviçre’deki tartışmalar da bu küresel bağlamda okunuyor. Ständerat’ta görüşülen «200 Frank yeter» inisiyatifi, SRG’nin fonlarını önemli ölçüde kısabilir. Uluslararası örnekler ise şunu gösteriyor: Kamu medyası, hem mali hem de siyasi baskılarla karşı karşıya, ancak demokratik toplumlarda varlığı hâlâ kritik önemde.