Bu eğilim, emeklilik sistemlerini zorlarken, iş gücü açığını da büyütüyor. Farklı ülkeler bu soruna birbirinden farklı politikalarla yanıt veriyor.
Başbakan Viktor Orbán liderliğindeki hükümet, doğum oranını artırmak için son 15 yılda 30’dan fazla aile dostu önlem hayata geçirdi. Ekim 2025 itibarıyla, en az üç çocuğu olan kadınlar ömür boyu gelir vergisinden muaf. 2026’dan itibaren bu hak iki çocuklu kadınlara da tanınacak.
Ancak uzmanlar bu modelin uzun vadede sürdürülebilir olup olmadığı konusunda hemfikir değil. Eleştirmenlere göre, teşvikler kısa vadede işe yarasa da, kadınların iş gücüne katılımını sınırlayabilir.
Dünyanın en düşük doğum oranına (0,7 çocuk) sahip Güney Kore, 15 yıldır doğumu teşvik eden politikaları artırıyor. Devlet, doğum primi, okul öncesi yardımlar ve çocuk bakım desteği sunarken, özel şirketler de sürece katılıyor.
Birçok firma çalışanlarına çocuk bonusu, ücretsiz kreş ve esnek çalışma saatleri sağlıyor. Ancak uzmanlara göre yüksek yaşam maliyetleri ve yoğun iş temposu aile planlamasını hâlâ zorlaştırıyor.
Başbakan Giorgia Meloni, aile politikasını ulusal öncelik ilan etti. İtalya, AB’de en düşük doğurganlık oranlarından birine sahip ve maaş düzeyleri düşük olduğu için birçok aile çocuk sahibi olmayı ertelemekte.
Hükümet, vergi indirimleri ve ikinci çocuktan itibaren ücretsiz kreş uygulamasıyla aileleri desteklemeyi hedefliyor. Ancak karmaşık bürokratik koşullar nedeniyle bu teşviklerden çok az aile yararlanabiliyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2025’i “Aile Yılı” ilan etti. Kadınların daha fazla çocuk sahibi olmasını teşvik etmek amacıyla, tıbben zorunlu olmayan sezaryen doğumlar özel hastanelerde yasaklandı.
Yeni doğum yapan ailelere faizsiz kredi ve nakit yardım veriliyor. Ayrıca kreş ve çocuk bakım hizmetleri genişletiliyor. Erdoğan, her ailenin en az üç çocuk sahibi olmasını “ulusal hedef” olarak tanımlıyor.
Fransa, uzun süredir aktif bir aile politikası izliyor ve bu sayede Avrupa ortalamasının üzerinde bir doğum oranına sahipti. Ancak son yıllarda oranlar düşmeye başladı.
Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, doğum oranını artırmayı “demografik seferberlik” olarak tanımlıyor. Devlet, iki veya daha fazla çocuğu olan ailelere prim ve vergi avantajları sağlıyor. Ayrıca artık gençlere ücretsiz doğurganlık testi de sunuluyor.
Tüm bu örnekler, düşen doğum oranlarının sadece demografik değil, ekonomik ve kültürel bir sorun olduğunu gösteriyor. Genç kuşaklar, yüksek yaşam giderleri, kariyer baskısı ve belirsiz gelecek kaygısı nedeniyle çocuk sahibi olmaktan kaçınıyor.
Uzmanlara göre, gerçek çözüm yalnızca mali teşviklerde değil, yaşam koşullarını çocuk dostu hale getirmekte yatıyor.