Öğleden sonra açıklanan geçici sonuçlara göre, zorunlu ulusal hizmet teklifine birçok kantonda destek oranı yüzde 20’nin dahi gerisine düşerek reddedildi.
Her iki teklif de kapsamlı reformlar içeriyordu ancak kampanya sürecinde yoğun eleştirilerin hedefi haline gelmişlerdi.
Tartışmaların merkezindeki mevcut sistem, ülkedeki zorunlu hizmet uygulamasına dayanıyor. Tarafsızlık ilkesini benimseyen İsviçre’de genç erkeklerin ya askerlik yapması ya da sivil savunma hizmetine katılması gerekiyor. Hizmeti yerine getirmeyi kabul etmeyenler alternatif sivil hizmete yönlendiriliyor; tüm seçenekleri reddedenler ise yedek hizmet bedeli ödüyor. Her yıl yaklaşık 35 bin erkek bu yükümlülüğünü yerine getiriyor.
Referandumda halkın onayına sunulan teklif, bu zorunluluğun tüm vatandaşları kapsayacak şekilde genişletilmesini öngörüyordu. Kadınların gönüllü olarak orduya katılmasının mümkün olduğu ülkede, mevcut sistemde herhangi bir hizmet zorunluluğu bulunmuyor.
Solothurn kantonundan ve girişimin önde gelen isimlerinden Noémie Roten, Tagesschau’ya yaptığı açıklamada, uzun vadede ülkenin güvenliği ve toplumsal dayanışmasının güçlendirilmesini hedeflediklerini belirtti. Askerlik yapmış bir kadın olarak Roten, uygulamanın toplumsal cinsiyet eşitliğini de destekleyeceğini savundu.
Girişimi destekleyenler ayrıca toprak kaymaları, sel felaketleri, siber tehditler ve Avrupa’daki güvenlik ortamı gibi artan risklere dikkat çekerek, kapsamlı bir zorunlu hizmet sisteminin ülkenin krizlere karşı direncini artırabileceğini dile getirdi.
Ancak siyasette oldukça geniş bir cephe –Sosyal Demokratlardan sağ görüşlü SVP’ye kadar uzanan bir koalisyon– teklife karşı durdu. Kadınların hâlihazırda ücretsiz bakım ve ev içi yükün çoğunu üstlendiği, bu nedenle ek zorunluluklarla yüklenmemesi gerektiği vurgulandı. Ayrıca gençlerin geçici olarak iş yaşamından çekilmesi nedeniyle önemli ekonomik kayıpların yaşanabileceği de ifade edildi.
Aynı gün oylamaya sunulan diğer girişim, Genç Sosyalistlerin (Juso) hazırladığı bir servet vergisi düzenlemesiydi. “Ultra zenginler milyarları miras alıyor, biz ise krizleri devralıyoruz” sloganıyla yürütülen kampanya, 50 milyon İsviçre frangını aşan miras ve hediye transferlerinin ulusal düzeyde vergilendirilmesini öngörüyordu.
Tasarıya göre elde edilecek gelir öncelikle iklim projelerinde kullanılacaktı. Juso Başkanı Mirjam Hostetmann, bunun çevreyi kirletenin mali sorumluluk üstlenmesi gerektiği prensibine dayandığını belirtti. Girişime göre, karbon salımının büyük kısmından en varlıklı kesimler sorumluydu.
Teklif, İsviçre’nin merkeziyetçi ve yetkisi sınırlı geleneksel vergi sisteminden köklü bir sapma anlamına geliyordu. Ülkede 50 milyon frangın üzerinde servete sahip olan kişilerin sayısı ise yalnızca 2 bin 500 civarında.
Federal yetkililer, böyle bir verginin ülkenin uluslararası sermaye açısından cazibesini azaltabileceği yönünde uyarılarda bulundu. İlk taslakta yer alan “geriye dönük uygulama” fikri, iş dünyası ve hukukçuların yoğun tepkisi üzerine geri çekilmişti.
Financial Times’ın haberine göre bazı şirketler ve yüksek servet sahibi bireyler şimdiden ülke dışına taşınmayı değerlendirmeye başladı. Ekonomistler ve hukuk uzmanları, planın aile şirketlerinin kuşak devri süreçlerini zorlaştırabileceği görüşünde. Stadler Rail’in sahibi Peter Spuhler, girişimi “İsviçre için bir felaket” olarak nitelendirdi.
Her iki oylama da İsviçre’nin güçlü doğrudan demokrasi geleneğinin bir parçası. Ülkede ulusal referandumlar yılda dört kez düzenleniyor ve halk yeni yasalar ya da siyasi kararlar konusunda doğrudan söz sahibi oluyor. 1874’te isteğe bağlı referandum hakkı tanındığından bu yana yaklaşık 200 oylama yapıldı ve bunların yaklaşık yüzde 40’ı olumsuz sonuçlandı.
Bir yasaya itiraz için 100 gün içinde 50 bin geçerli imza toplanması yeterli oluyor ve ardından halk son kararı veriyor. Anayasa değişiklikleri gibi daha büyük reformlar için ise hem oy çoğunluğu hem de kanton çoğunluğu gerekiyor. Benzer süreçler kanton ve belediye düzeyinde de uygulanıyor.