Özellikle Ständerat (üst meclis) komisyonlarında başlayacak görüşmeler, ülkenin Avrupa ile gelecekteki ilişkisini belirleyecek kritik kararların habercisi olarak görülüyor.
Parlamentodaki görüşmelerde öne çıkan konular, hem siyasi partiler hem de kamuoyu arasında ciddi görüş ayrılıklarına yol açıyor.
En büyük tartışma konularından biri, İsviçre’nin gelecekte AB hukukunu otomatik olarak kabul edip etmeyeceği. Hükümete göre her yeni düzenleme İsviçre’nin kendi demokratik süreçlerinden geçecek.
Ancak muhalifler, bu durumun dolaylı şekilde ülkenin bağımsız karar alma mekanizmasını zayıflatabileceğini savunuyor.
Yeni sistemde anlaşmazlıklar bir tahkim (hakem) mahkemesi tarafından çözülecek. Ancak konu AB hukukunun yorumlanmasına gelirse, EuGH (Avrupa Birliği’nin en yüksek yargı organı) devreye girecek.
Bu durum, bazı siyasi çevreler tarafından “yabancı yargıçların etkisi” olarak eleştiriliyor.
Mevcut serbest dolaşım sistemi korunurken, yeni düzenleme ile AB vatandaşlarına 5 yıl sonra kalıcı oturum hakkı tanınması öngörülüyor.
Bu kişiler sosyal yardım alabilecek ve bu durum oturum haklarını etkilemeyecek. Eleştirmenler bunun göçü artırabileceğini ve sosyal harcamaları yükseltebileceğini savunuyor.
Yeni anlaşmada yer alan üç aşamalı sistemle, yabancı işçilerin düşük ücretle çalıştırılmasının önüne geçilmesi hedefleniyor.
Özellikle sendikalar bu konuda hassasiyet gösterirken, İsviçre iş gücü piyasasının korunması önemli bir tartışma başlığı olmaya devam ediyor.
Yeni elektrik anlaşmasıyla İsviçre’nin AB enerji piyasasına erişimi kolaylaşacak. Tüketiciler ise elektrik sağlayıcısını serbestçe seçebilecek.
Ancak bunun fiyatları düşürüp düşürmeyeceği ya da arz güvenliğini nasıl etkileyeceği konusunda görüşler ciddi şekilde ayrışıyor.
Parlamentodaki görüşmelerin ardından anlaşma paketi halk oylamasına sunulacak. Ancak bu oylamanın zorunlu referandum mu yoksa isteğe bağlı referandum mu olacağı henüz netleşmiş değil.
Bu süreç, İsviçre’nin doğrudan demokrasi geleneği açısından da ayrı bir tartışma konusu olmaya devam ediyor.