Yeni düzenlemeye göre, şehirlerde ve kasabalarda ana arterlerde Tempo 30 uygulaması sadece belirli şartlar altında mümkün olacak. Belediyeler, hız düşürme kararını uygulamadan önce, bu önlemin mahallerde istenmeyen trafik sapmalarına yol açmayacağını ispatlamak zorunda olacak.
Federal Konsey’in kararı, özellikle Zürih, Bern ve Basel gibi büyük şehirlerde yıllardır yeşil ve sol partilerin desteklediği Tempo 30 uygulamalarına ciddi bir engel olarak yorumlanıyor.
Son aylarda kantonlardan da benzer tepkiler gelmişti:
Karara karşı çıkanlar da var. Verkehrs-Club der Schweiz (VCS), Federal Konsey’in hamlesine tepki göstererek “Tempo 30 iç bölgelerde korunmalı” diyerek Ağustos ortasında bir imza kampanyası başlattı.
Tempo 30 meselesinin bu kadar hararetle tartışılmasının ardında, yalnızca trafik güvenliği değil, psikolojik ve sosyolojik boyutlar da yatıyor.
Hochschule für angewandte Psychologie’den Prof. Dorothea Schaffner, “Tempo 30 sürücülerin bireysel özgürlüğünü kısıtlıyor. Bu da otomobil kullanıcılarında öfke yaratıyor” diyor.
Ancak araştırmalara göre, sokak tasarımı sürücülerin kabulünü etkiliyor. Eğer sokakta çocuklar, banklar, ağaçlar veya yaya yoğunluğu varsa, sürücüler hız düşürmeyi doğal bir refleks olarak benimsiyor. Buna karşın, sadece bir hız tabelası dikmek çoğu zaman tepkiyle karşılanıyor.
Federal Konsey’in aldığı bu karar, belediyelere ve şehir yönetimlerine “Ana arterlerde Tempo 50 kuraldır, Tempo 30 istisnadır” mesajı gönderiyor. Yeni düzenleme ile bu ilkenin yasal zemine oturtulması hedefleniyor.