Uzmanlara göre, her gün işe gidip gelirken trafikte geçirilen yarım saat ya da daha uzun süreler, yıl sonunda günler hatta haftalar anlamına geliyor.
Psikiyatrist ve psikoterapist Michele Mattia, bu durumun kişilerde yoğun bir stres hali yarattığını belirterek, “Trafikte sıkışıp kalmak, zamanın boşa harcandığı hissini güçlendiriyor. Bu da uzun vadede daha yüksek bir stres düzeyine yol açıyor” diyor.
Michele Mattia’ya göre, trafik kaynaklı stres vücutta kortizol hormonunun artmasına neden oluyor. Bu durum ise enflamatuar hücrelerin üretimini tetikliyor. “Vücut daha gergin hale geliyor, zihin karşılaşılan durumları yönetmekte zorlanıyor. Stresin metabolizma ve özellikle kalp-damar sistemi üzerinde gerçek ve ölçülebilir etkileri var” diyen Mattia, bu sürecin uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini vurguluyor.
Uzmanlar, trafikte geçirilen zamanın nasıl algılandığının büyük önem taşıdığı görüşünde. Kimileri bu süreyi şarkı söyleyerek ya da müzik dinleyerek geçirirken, kimileri ise öfkesini diğer sürücülere yöneltiyor. Mattia’ya göre asıl risk, bu duruma karşı herhangi bir strateji geliştirilmemesi. “Eğer zihinsel olarak hazırlıklı olmazsak, sürekli bir gerginlik hali içine girebiliriz” diyor.
Bu nedenle trafikte geçirilen zamanı daha verimli ve yapıcı hale getirmek öneriliyor. Podcast dinlemek, yabancı bir dil öğrenmek, müzik ya da sesli kitap dinlemek gibi aktiviteler, bu sürenin “kaybedilmiş zaman” olarak algılanmasını engelleyebilir. Uzmanlara göre, zihinsel yaklaşım, stresin etkisini azaltmada kilit rol oynuyor.
Mobilite uzmanı Franco Tufo ise özellikle Ticino kantonundaki durumun diğer bölgelere kıyasla daha karmaşık olduğuna dikkat çekiyor. Dar vadilerden oluşan coğrafi yapı, kuzey-güney yönlü yoğun trafik, yoğun saatlerde artan araç sayısı ve sınır ötesi çalışanların fazlalığı, tüm trafik akışının aynı güzergâhlarda ve aynı saatlerde yoğunlaşmasına neden oluyor. Bu da trafik sıkışıklığının çok daha yoğun hissedilmesine yol açıyor.
Toplu taşımanın güçlendirilmesi önemli bir adım olsa da, Tufo’ya göre bu tek başına yeterli değil. Son yıllarda toplu taşıma seferlerinin artırılmasına rağmen, genel hareketlilik talebinin de aynı oranda artması, elde edilen kazanımların bir kısmını gölgeliyor. Ayrıca özellikle çevre bölgelerde, zaman ve erişim açısından otomobil hâlâ birçok kişi için en pratik ulaşım aracı olmayı sürdürüyor.