Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), günlük tuz tüketiminin 5 gramı (bir çay kaşığı) geçmemesi gerektiğini belirtiyor. Ancak İsviçre’de durum çok farklı: Ülke genelinde kişi başı tüketim ortalama 8,7 gram, yani önerilen miktarın neredeyse iki katı. Kadınlar günde ortalama 7,4 gram, erkekler ise 9,9 gram tuz tüketiyor. Nüfusun yalnızca %14’ü DSÖ’nün önerdiği seviyede kalabiliyor.
Bu veriler, Unisanté (Lozan) bünyesinde Prof. Murielle Bochud tarafından yürütülen İsviçre Tuz Araştırmasından geliyor. Uzman, fazla tuzun en önemli etkisinin tansiyonu yükseltmek olduğunu vurguluyor. Araştırmaya göre İsviçre’de 15 yaş üzerindekilerin %24’ü hipertansiyon hastası; 60 yaş üstünde bu oran %56’ya çıkıyor. Tansiyon ise kalp-damar hastalıklarının en önemli risk faktörlerinden biri.
Tuzun etkisi yaşla birlikte artsa da, gençlerin de tüketimi sınırlaması öneriliyor. Prof. Bochud, genç yaşta hafif tansiyon yükselmelerinin bile ilerleyen yıllarda hipertansiyon riskini artırdığını belirtiyor.
Uzmanlara göre yüksek tuz tüketimi yalnızca kalp hastalıklarına değil, böbrek hastalıklarına, felce ve erken ölüme yol açabiliyor. GBD’nin uluslararası veri tabanına göre İsviçre’de her yıl 800’den fazla kişi aşırı tuz tüketimi nedeniyle hayatını kaybediyor.
Tükettiğimiz tuzun %75’i sofradan değil, işlenmiş gıdalardan geliyor. En yoğun kaynaklar:
Bu nedenle uzmanlar, olabildiğince az işlenmiş sebze, meyve ve doğal protein kaynakları tüketilmesini öneriyor.
Himalaya tuzu, fleur de sel veya mavi tuz… Trend haline gelen tuzların hepsi büyük oranda sodyum klorürden oluşuyor. Sodyum fazlalığı ise tansiyonu yükseltiyor, böbrekleri yoruyor, su tutulumuna neden oluyor.
Prof. Bochud’un tavsiyesi net: İyotlu tuz kullanılmalı, çünkü iyot sağlığımız için hâlâ vazgeçilmez.