“En avantajlı ülke” (MFN) prensibine dayanan düzenleme, ilaç şirketlerini ABD’deki fiyatları Avrupa seviyesine çekmeye zorlarken, Avrupa için beklenmedik sonuçlar doğuruyor.
Yeni sistemle birlikte ilaç firmaları, ABD’de sattıkları ilaçları diğer gelişmiş ülkelerdeki en düşük fiyatlara göre belirlemek zorunda kalıyor. Bu da şirketler için ciddi bir gelir kaybı anlamına geliyor.
Çünkü bugüne kadar ABD, ilaç şirketlerinin en kârlı pazarıydı. Bazı ilaçlar burada Avrupa’ya kıyasla 4 kat daha pahalıya satılabiliyordu. Bu fark kapanmaya başlayınca, şirketler yeni stratejiler geliştirmeye yöneldi.
İlaç devleri şimdi kritik bir tercih yapıyor:
ABD’de fiyat düşürmek mi, yoksa Avrupa pazarından çekilmek mi?
Bazı şirketler, yeni ilaçları Avrupa’da piyasaya sürmeyi geciktirmeyi hatta tamamen vazgeçmeyi değerlendiriyor. Çünkü Avrupa’da düşük fiyatla satış yapmak, ABD’deki fiyatları da aşağı çekmek zorunda bırakıyor.
Bu durum, Avrupa’daki hastalar için ciddi bir risk anlamına geliyor:
Yeni ve yenilikçi tedavilere erişim gecikebilir veya tamamen ortadan kalkabilir.
Trump yönetimiyle anlaşan yaklaşık 16 büyük ilaç şirketi, ABD’de fiyatları düşürmeyi kabul ederken karşılığında bazı avantajlar elde etti. Bunlar arasında:
yer alıyor.
Toplamda şirketler, ABD’ye 300 milyar dolardan fazla yatırım taahhüdü verdi.
Şirketler, ABD’deki gelir kaybını telafi etmek için Avrupa’da fiyat artışı talep ediyor. Ancak Avrupa ülkeleri buna sıcak bakmıyor.
Çünkü sağlık sistemleri büyük ölçüde kamu tarafından finanse ediliyor ve ilaç fiyatlarındaki artış doğrudan:
Yetkililer açık:
Avrupa, ABD’nin maliyetini üstlenmek istemiyor.
Şimdiden bazı somut örnekler ortaya çıkmış durumda. Bazı ilaçlar Avrupa pazarından çekilirken, bazıları ise hiç sunulmuyor. Bu da ilaç kıtlığı ve gecikmeler riskini artırıyor.
Uzmanlara göre en büyük tehlike şu:
Eğer şirketler Avrupa’yı ikinci plana atarsa,
hastalar hayati tedavilere erişemeyebilir.
ABD’nin attığı bu adım, sadece kendi sağlık sistemini değil, tüm dünyayı etkiliyor. Uzmanlar, artık ABD’nin sağlık politikalarının küresel standartları belirlediğini söylüyor.
Sonuç olarak ortaya karmaşık bir tablo çıkıyor:
Bu nedenle birçok uzman aynı soruyu soruyor: Bu politika gerçekten hastaları koruyor mu, yoksa yeni bir küresel kriz mi yaratıyor?