Beşar Esad döneminin sona ermesinden bu yana İsrail’in sürekli olarak ülkenin iç bütünlüğünü zayıflatmayı amaçladığını ifade eden Şara, Suriye halkının çıkarlarını her şeyin önünde tuttuklarını vurguladı.
Süveyda’daki çatışmaların ardından açıklamalarda bulunan Şara, Dürzi toplumuna hitap ederek onların Suriye'nin ayrılmaz bir parçası olduğunu ve ayrılıkçı girişimlere ülkenin kapalı olduğunu söyledi. Dürzilerin hak ve özgürlüklerinin korunmasının öncelikleri arasında yer aldığını ifade etti.
“Savaştan korkmayız ama halkımızın yararını önceleriz”
İsrail’in, savaşın etkisi altındaki Suriye’de kaosu derinleştirmeye çalıştığını dile getiren Şara, sivillerin ve kamu altyapısının hedef alındığını ve bu durumun istikrarı baltaladığını söyledi. Buna rağmen geniş çaplı çatışmaların önüne geçilmesinde ABD, Arap ülkeleri ve Türkiye'nin diplomatik müdahalesinin önemli rol oynadığını vurguladı.
Süveyda’da çatışmalar ve ateşkes süreci
13 Temmuz’da Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde Bedevi Arap aşiretleri ile Dürzi silahlı gruplar arasında çatışmalar patlak verdi. Olayların büyümesiyle birlikte, bölgeye sevk edilen Suriye güvenlik güçlerine yönelik saldırılarda onlarca asker hayatını kaybetti. Artan şiddetin ardından taraflar arasında bir ateşkes sağlansa da bu kısa süre içinde bozuldu. Ardından İsrail ordusu, Suriye güvenlik güçlerine yönelik hava saldırıları başlattı.
İsrail’e ait savaş uçakları Cumhurbaşkanlığı Sarayı, Genelkurmay binası ve Savunma Bakanlığı gibi kritik noktaları hedef aldı. Şam ve Dera’ya da saldırılar düzenlenirken, Süveyda’daki hükümet ile yerel gruplar arasında yeniden ateşkes sağlandı. Ancak çatışmalar ve saldırılar sonucunda yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği tahmin ediliyor.
Suriye ordusu, Süveyda’daki yerel gruplarla varılan mutabakatın ardından bölgeden kademeli olarak çekilmeye başladı. Ancak askeri kaynaklar, İsrail’in saldırı ihtimalinin hâlâ yüksek olduğunu aktardı. Bölgeden gelen son bilgilere göre, şu anda çatışmalarda durulma gözlemleniyor.
İsrail saldırılarına Arap dünyasından tepki yağdı
İsrail’in son saldırıları başta Suudi Arabistan, Kuveyt, Mısır, Cezayir ve Irak olmak üzere birçok Arap ülkesi ve kuruluşu tarafından sert biçimde kınandı.
Suudi Arabistan, İsrail’in Suriye’ye yönelik hava saldırılarını ve iç işlerine müdahalesini uluslararası hukuka aykırı bulduğunu ve bu tür eylemleri şiddetle reddettiğini açıkladı. Kuveyt ise İsrail’in 15 Temmuz’dan bu yana süren saldırılarını uluslararası barış ve güvenliği tehdit eden ihlaller olarak değerlendirdi.
Mısır Dışişleri Bakanlığı da İsrail’in Suriye ve Lübnan’a yönelik saldırılarını kınayarak bu eylemlerin ilgili Birleşmiş Milletler kararlarına ve ülkelerin egemenlik haklarına aykırı olduğunu vurguladı. Cezayir ise İsrail’in Şam ve Süveyda’daki sivil ve devlet kurumlarını hedef almasını Ortadoğu’daki istikrarı baltalama girişimi olarak nitelendirdi.
Irak Dışişleri Bakanlığı, İsrail’in Şam’a düzenlediği hava saldırılarının uluslararası hukuk ihlali olduğunu belirterek, sivillerin yaşamını tehdit eden bu eylemlerin kabul edilemez olduğunu ifade etti.
Körfez İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi, İsrail’in saldırılarını bölgede güvenliği tehdit eden ciddi bir ihlal olarak tanımladı ve KİK’in Suriye’nin egemenliğine desteğini yineledi. Uluslararası toplumu da bu ihlaller karşısında sorumluluk almaya çağırdı.
Arap Birliği, İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırılarını en güçlü şekilde kınarken, bu eylemlerin bir BM üyesi devletin egemenliğine açık bir saldırı olduğunu belirtti ve saldırıların derhal durdurulması çağrısında bulundu.
Dünya Müslüman Alimler Birliği, Şam’a düzenlenen hava saldırısına tepki göstererek, Arap ve İslam dünyasının ortak hareket etmesini, birlik sağlamasını ve aktif şekilde bu saldırılara karşı tavır almasını istedi.
Hizbullah da İsrail’in bu saldırılarını Lübnan, Filistin ve Yemen’e yönelik operasyonların devamı olarak değerlendirerek, bölge halklarını bu sinsi planlara karşı uyanık olmaya davet etti.