
Carl Jung, “Kendine bakan kişi düş görür, kendini gören kişi uyanır,” der.
Bizim yolculuğumuz da işte bu uyanıştan ibarettir.
Uyanmak, büyük bir sırrı çözmek değil; o anın içindeki sade gerçeğe dokunmaktır.
Eckhart Tolle’nin dediği gibi, “Şimdiki an, sahip olduğumuz tek şeydir.”
Geçmiş artık bir yankıdır, gelecek bir hayaldir.
Ama “şimdi” tüm anlamın toplandığı tek yerdir.
Bazen bir anne çocuğuna süt verirken, bazen bir marangoz tahta yontarken, bazen bir doktor hastasına şefkatle bakarken farkında bile olmadan hayatın anlamına dokunur.
Çünkü anlam, yaptığın şeyin ne olduğu değil; o şeyi yaparken orada olma halindir.
Zihin sürekli daha fazlasını ister: Daha anlamlı bir iş, daha derin bir aşk, daha yüksek bir bilinç.
Ama ruh, hep aynı cevabı fısıldar: “Zaten buradayım.”
Hayatın anlamı, dağların tepesinde, meditasyon inzivalarında ya da uzak yolculuklarda saklı değil.
O, markette sıra beklerken sabrında, sabah kahveni karıştırırken hissettiğin minnettarlıkta, sessizce aldığın bir nefeste gizli.
Anlam, aradıkça kaçar; fark ettikçe ortaya çıkar.
Bütünsel dönüşüm, bir hedef değil, bir farkındalık halidir.
Kendine dönüp baktığında, aslında hiçbir eksikliğin olmadığını fark edersin.
Ve o zaman, aramayı bırakırsın.
Çünkü anlarsın ki: Hayatın anlamı senin içindedir.
Sen neredeysen, o da oradadır.













