Onun çalışmaları hem bilim dünyasına yeni bilgiler sağlıyor hem de sualtı dünyasının büyüleyici atmosferini gözler önüne seriyor.
Huber, denizlere olan ilgisinin genç yaşlarda başladığını söylüyor. Bugün 50 yaşında ve Kiel merkezli “Submaris” şirketinin ortaklarından biri. Şirket, araştırma amaçlı profesyonel dalış operasyonları yürütüyor; Huber ise üniversiteler, STK’lar ve medya kuruluşları için çalışıyor.
Huber’in son keşiflerinden biri, 1495’te İsveç kıyılarında batan Danimarka savaş gemisi Gribshunden. Batık olağanüstü iyi korunmuş durumda:
Huber, sualtında bulunan safranın hâlâ safran gibi koktuğunu söylüyor. Oksijensiz ortam sayesinde organik maddeler neredeyse hiç bozulmuyor. “Denizin altında zaman duruyor” diyor ve ekliyor: “Aşağı iniyorsunuz, geçmişle karşılaşıyorsunuz ve onu yukarı getiriyorsunuz.”
Bu tür bulgular, Orta Çağ ticaret yolları ve tüketim alışkanlıkları gibi konularda önemli ipuçları sunuyor.
Huber, sualtında çalışmanın “üç boyutlu bir laboratuvarda süzülmek gibi” olduğunu söylüyor. Ancak işin romantik tarafı kadar riskleri de büyük:
Dünya okyanuslarının yalnızca %0,001’inin detaylı şekilde araştırılmış olması, bu alanın ne kadar bakir olduğunu gösteriyor.
80 metrenin altındaki derinliklerde artık insan dalışı mümkün değil. Bu noktada devreye:
Huber’in çalışmalarında kullandığı “Lula 1000” gibi araçlar, antik batıklardan İkinci Dünya Savaşı denizaltılarına kadar pek çok yapıya ulaşmayı mümkün kılıyor.
Derin deniz arkeolojisi son yıllarda büyük ilerleme kaydetti. Örneğin Titanic’in yeni 3D modelleri, bu teknolojinin geldiği noktayı gösteriyor. Ancak riskler hâlâ büyük: 2023’te Titanic’e inen bir mini denizaltının imploze olması ve beş kişinin ölmesi hâlâ hafızalarda.
Huber için sualtı dünyasının değeri yalnızca batık gemiler, toplar veya altın paralar değil. Aynı zamanda:
Ona göre insanlığın denizlere verdiği zarar, bu güzelliği tehdit ediyor: “Bu dünyayı korumak istiyorsak, gezegenle ilişkimizi değiştirmemiz gerekiyor.”