
İslamabad yönetimi, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır’ı kapsayan bir “bölgesel barış zirvesi” düzenleyerek çatışmayı sona erdirmeye yönelik görüşmelere ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor.
Zirve, savaşın bölgesel bir krize dönüşme riskinin arttığı bir dönemde gerçekleşiyor. İran ile İsrail arasında süren karşılıklı saldırılar devam ederken, Yemen’deki İran destekli Husilerin de savaşa dahil olması, dengeleri daha da karmaşık hale getirdi. Husiler, İsrail hedeflerine balistik füze saldırısı düzenlediklerini açıklarken, Kızıldeniz’deki deniz trafiğinin yeniden hedef alınabileceği endişesi yükseldi.
Bu gelişmeler, küresel ticaret için hayati öneme sahip iki kritik geçiş noktasını doğrudan etkiliyor: Hürmüz Boğazı ve Bab el-Mendeb hattı. Dünya ticaretinin önemli bir bölümü bu rotalardan geçerken, olası kesintiler enerji fiyatlarından gıda tedarikine kadar geniş bir etki yaratıyor.
Savaşın bilançosu ise giderek ağırlaşıyor. Şu ana kadar İran, Lübnan, İsrail ve Körfez ülkelerinde 3 binden fazla kişi hayatını kaybetti. İran’da yoğun bombardıman sürerken, İsrail de Lübnan’da Hizbullah hedeflerine yönelik kara operasyonlarını genişletiyor.
ABD’nin bölgeye asker sevkiyatı ve Washington’un İran’a yönelik sert uyarıları, gerilimi daha da artırıyor. ABD Başkanı Donald Trump, Tahran’a Hürmüz Boğazı’nı açması için süre verirken, aksi halde saldırıların şiddetinin artacağı mesajını verdi.
Tüm bu gelişmelerin ortasında Pakistan, taraflar arasında köprü kurmaya çalışıyor. Hem ABD hem de İran ile ilişkileri bulunan İslamabad yönetimi, diplomatik girişimlerle ateşkes zemini oluşturmayı hedefliyor. Ancak İran tarafı, ABD’nin taleplerine şüpheyle yaklaşıyor ve kendi şartlarını öne sürüyor.
Uzmanlara göre önümüzdeki günler kritik:
Ya diplomasi sonuç verecek ya da çatışma küresel ölçekte daha büyük bir krize dönüşecek.




