Hayat Söyleşi

“Yeniden doğsam, yaptığım her şeyi yine yapardım”

Arkadaşımız Mehmet Ali Tuncer'in yaptığı söyleşiden alıntılarla Alasya size bir kez daha neden unutulmaz olduğunu anlatacak...

Usta oyuncu Zeki Alasya hayatını kaybetti. Alasya, karaciğer hastalığı sebebiyle 22 Nisan 2015 tarihinden beri Koç Üniversitesi Hastanesi’nde tedavi görüyordu. Sanatçının 8 Mayıs’da 10:30 sularında vefat ettiği haberi gönüllere bomba gibi düştü. Vefatı, bütün Türkiye’yi yasa boğarken, büyük bir şaşkınlık da yarattı. Çünkü belki de üstadın belleklerde gülen yüzüyle hatırlanmak istemesinden dolayı, hasta olduğunu kimse bilmiyordu. Geçtiğimiz yıllarda kendisiyle yaptığımız bir söyleşiyi hatırlayıp bizde Pusula ailesi olarak büyük bir hüzün yaşadık. İşte arkadaşımız Mehmet Ali Tuncer’in yaptığı söyleşiden alıntılarla Alasya size bir kez daha neden unutulmaz olduğunu anlatacak. Onu dinlerken kendi yaşamınıza dair çok şey görüp, herşeye rağmen gülümseyen güzel yürekli bu adamı daha şimdiden ne çok özledik diye düşüneceksiniz… Rahat uyu büyük usta….

“Darbeler gördük, yeni anayasalar yapıldı. Fakat şunu da belirtmeliyim ki tiyatronun en güzel zamanlarını biz o 20 yıl içinde yaşadık”

Zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyorsunuz. Tiyatroya bundan 50 yıl önce 1963 yılında profesyonel olarak ilk adımımı attım. İlk oyunumu Arena tiyatrosunda oynadım. Sonrasında 1965 yılında Ulvi Uras tiyatrosuna geçtim, belli çalışmaların ardından tiyatroyu Metin Akpınar ile sürdürme kararı aldık. Karşımıza Haldun Taner gibi önemli bir tiyatrocu çıktı ve bizi kabare yapmaya yönlendirdi. 1967 ile 1897 yılları arasında tam 20 yıl boyunca kabareler oldukça başarılı bir şekilde devam etti. Bu zaman içinde sevindiğimiz, üzüldüğümüz günler geçirdik. Darbeler gördük, yeni anayasalar yapıldı. Fakat şunu da belirtmeliyim ki Tiyatro`nun en güzel zamanlarını biz o 20 yıl içinde yaşadık. Sonra’ dan Metin’le düşünce ayrılığı yaşamaya başlayınca başlamış olduğumuz tiyatro serüvenine ara verdik. O dönemde yıllık ortalama 650 bin seyirciye oynuyorduk.

“Sanırım televizyonda daha başarılı olduk”

Tiyatro oyunları ve kabareler devam ederken yanı sıra oldukça sıkıntı çektiğimiz konular da oluyordu. Mesela Anadolu`ya gidip istediğimiz oyunu o tarihlerde sergileyemiyorduk. Oynadığımız kabarelerin kalabalık kadrolara sahip olması, dekor ve kostümlerin taşınması oldukça maliyetliydi. Gittiğimiz şehirlerde yaptığımız masrafları çıkaramıyorduk. Hatta şunu da söyleyeyim bizim zamanımızda bırakın Anadolu şehirlerini Ankara`da bile doğru dürüst bir tiyatro salonu yoktu. Biraz ara verelim bu arada da Televizyonda birşeyler yapalım dedik. Fakat bu vermiş olduğumuz ara bir nevi tiyatronun bitmesine de sebep oldu. Çünkü televizyonda çok yoğun çalışmalar yapıp, seyircimize değişik oyunlar sergiliyorduk. 1 yıl boyunca Türkiye`nin değişik şehirlerini dolaşarak sahneye koyduğumuz oyunlar artık 1 gecede ekran başında milyonlar tarafından izlenir hale gelmişti. Sanırım televizyonda daha başarılı olduk.

İlk film teklifi Ertem Eğilmez tarafından geldi. Bize Haluk Akcatepe ile haber göndererek “Sev Kardeşim” adlı bir film projesinde oynamamızı istemişti. Metin filmlerde oynamak istemiyordu ama ben bu fırsatı kaçırmak istemedim. Tarık Akan, Hülya Koçyiğit, Adile Naşit ve Münir Özkul gibi usta isimlerle birlikte aynı filmde yer almıştım. Sonraki dönemlerde Metin`le ikili filmlerimiz çok tuttu. Bir çok ünlüyle bir araya geldiğimiz inanılmaz projelerde yer aldık. Sonraki dönemde de tiyatroya dönme şansımız hiç olmadı. Hep televizyonda ya da sinemada kaldık.

“Aa, alışverişinizi kendiniz mi yapıyorsunuz?”

Yaşama biçimi olarak o şöhrete uygun hiç yaşamadım. Çok paralı olduğum dönemler oldu. O zamanlar da özel şoförüm olmadı, uşaklarım olmadı. Hâlâ markette görürler “Aa, alışverişinizi kendiniz mi yapıyorsunuz?” Kim yapacak! Ben Şehzadebaşı doğumluyum, yirmi küsur yaşına kadar orada yaşadım. Lüks hayatın olduğu yerler değil oraları ve ben onu sevdim galiba. Şehzadebaşı’ndaki hayatım benim zenginliğim oldu sonra. Yakaladığım güzellikler hep çok işime yaradı. Mesela Robert Kolej’inde okuyordum. Orada okumak bir zenginlik göstergesidir. Pahalı bir okuldur. Babamın zoruyla gittim, iyi de oldu. O dönemde tabelacılık yapıyordum. Bir gün merdivenin üstünde bir dükkânın tabelasını yazıyorum, Kolej’den arkadaşlarım gördüler beni. O suratlarını görmeliydiniz. Çok tuhaflarına gitti ama ben hiç gocunmadım bundan. Öyle bir rahatsızlık hayatım boyunca duymadım. Duymayınca da o yaşama biçimini seçmem gayet doğal.
A4927_133553
“Mütevaziliğimi babamdan almışım…”

Babam son derece mütevazi bir adamdı. Üniversitede profesördü. Sonra bir sebeple okuldan atıldı. Eczacı-kimyager olmasına rağmen eczacılık yapmadı ve inatla lise öğretmenliği yaptı. Üç dört okulda birden çok düşük ücretlerle çalışıyordu. Babam böyle rahat bir hayatı çok fazla önermedi bana. Çok mesafeli bir baba oğul ilişkimiz vardı. Kaldı ki babam öldüğü zaman on beş yaşındaydım. Adam gibi oturup konuşma fırsatı bulamadık. Bundan hep eziklik duymuşumdur.

“Keşkeler beni bozmuyor…”

Ben keşke diyorum, dehşete kapılıyorlar. Bakın bu evi 3 yıl evvel aldım. Şimdi 70 yaşındayım. Banka kredisiyle aldım. Nasıl öderim, ödemem bilmiyorum, inşallah öderim. Bugüne kadar peki hiç mi para kazanmadım? Cumhuriyet döneminin iyi kötü en çok para kazanan oyuncularındanım. Ama olmadı, istemedim. Elim çok açık. Çocuğum Zeynep sekiz yaşına gelinceye ve insanlar böyle artık hadi hadi deyinceye dek ev almak aklıma gelmedi. Sonra bir tane ev aldım, iyi ki de aldım, Zeynep oturuyor onda. Ama ben hep kirada oturdum. Düşünün 3 yıl öncesine kadar kirada oturuyordum. Tabii keşkeleriniz olacak ama bir daha dünyaya gelseniz falan gibi sorular sorulsa bana, “Yaptığım her şeyi yine yaparım” derim. (Kahkahalarla gülüyor). Yaşama biçimiyle Zeki Alasya benim sevdiğim bir adam. Yeniden doğarsam bütün tersliklere, üzüntülere, sıkıntılara rağmen ben yine Zeki Alasya olmak isterim.

“Elimden geldiğince bizden sonraki kuşaklara bildiklerimi aktarmaya çalışıyorum”

Bildiklerinizi başkalarıyla paylaşmak çok önemlidir. Şu an Türvak eğitim okulunda oyunculuk bölümü başkanlığı yapıyorum. Yaptığım klasik bir öğretmenlik değil. Herşeyi öğrendiğinizi düşündüğünüz bir gün yeni şeyler öğreniyorsunuz. Ben de halen öğrencilerimden bir şeyler öğreniyorum. Aynı zamanda birikim ve tecrübelerimi onlarla paylaşıyorum. Oyunculuk, tiyatro, sanat bunlar çok ayrı tecrübelerle gelişiyor. Elimden geldiğince bizden sonraki kuşaklara bildiklerimi aktarmaya çalışıyorum.

“Pusula okurları ülkelerinden Türkiye`den kopmasınlar…”

Bir kere şunu mutlaka söylemeliyim İsviçre çok farklı güzel bir ülke. Çevresiyle, kalitesiyle, potikasıyla dünyanın örnek aldığı özel bir konumu var. Orada yaşayan tüm halkımıza ufak bir tavsiyem var. Ülkelerinden Türkiye`den kopmasınlar, kültürümüzü takıp etsinler. Örflerimiz adetlerimiz hepimiz için çok önemli. Bu kültürü dünyanın neresinde olursak olalım hep birlikte yaşatmalıyız. Yaşatırken de bulunduğumuz ülkeye ayak uydurmalı ve oralarda ülkemizi en iyi şekilde temsil etmeliyiz. Tüm Pusula okurlarına Türkiye`den kucak dolusu sevgi ve saygılarımı gönderiyorum. Umarım yakın zamanda onlarla birlikte olma şansımız olur.
A4927_133623
Usta, yaptığımız söyleşide dile getirdiklerinin gönüllerimizde çoğalarak büyüdüğünü biliyordur diye düşünüyoruz. Yüreğimiz yokluğuyla burkulsa da, Onun yaptığı gibi bütün kalbimizle gülümsüyoruz veda ederken…