
Gerçek sevgi, kiminle olduğundan çok nasıl olduğunla ilgilidir. Sevdiğin insanla kurduğun ilişkide değerlerinin nerede durduğuyla… Sınırlarını koruyup koruyamadığınla… Zor bir konuşmadan kaçmak yerine orada kalmayı seçip seçmediğinle… Sevgiye dair dürüstlüğünle yüzleşebilme cesaretinle.
Çünkü sevgi; sadece hissetmek değil, bir duruştur.
Bir öncelikler meselesidir.
Zaman ayırmak, en pahalı hediyedir mesela. Telefona değil, ana. Geçmiş kırgınlıklara değil, bugünün temasına. “Sonra konuşuruz”ları biriktirmek yerine, “şimdi buradayım” diyebilmektir. Sevgi, takvimde boşluk açmaktır; yorgunluğa rağmen, bahanelerin ötesinde.
Ve emek…
Sevgi emeksiz olmaz. Anlaşılmayı beklemeden anlamaya çalışmak, haklı olmaktan çok temas etmeyi seçmek, bazen geri adım atıp alan açabilmek. Bunlar romantik filmlerde pek görünmez ama gerçek ilişkinin sessiz kahramanlarıdır.
Tüm bunların ötesinde ise daha derin bir gerçek var:
Birine verebildiğin sevgi, kendinle olan ilişkin kadar derindir.
Kendine nasıl davrandığını hiç düşündün mü?
Kendi sınırlarını ihlal ederken başkasına saygı sunabilir misin?
Kendinle temasın kopukken, bir başkasıyla gerçekten temas edebilir misin?
Kendini sürekli erteleyen biri, sevgiyi de erteler.
Kendine karşı sert olan, sevgiyi şartlı verir.
Kendini duymayan, başkasını da tam olarak duyamaz.
Bu yüzden Sevgi̇li̇ler Günü, sadece “kiminle” olduğumuzu değil, kendimizle nasıl bir ilişkide olduğumuzu da hatırlatmalı. Aynaya bakıp şu soruyu sormak için bir fırsat belki de:
“Ben sevgiyi nasıl veriyorum?”
“Ve bu verme hâli, kendimle olan bağımı yansıtıyor mu?”
Gerçek sevgi; gösterişli değil, samimidir.
Sessizdir ama derindir.
Bir güne değil, bir hayata yayılır.
Ve belki de bu Sevgililer Günü’nde, en anlamlı hediye şudur:
Kendinle daha dürüst, daha şefkatli, daha temaslı bir ilişkiye niyet etmek.
Çünkü sevgi, önce içeride başlar.
İçeride ne kadar varsa, dışarıya da o kadar taşar.
Sevgiyle kalın…





