
Dünya Sağlık Örgütü ve Avrupa sağlık otoriteleri süreci yakından takip ederken, uzmanlar virüsün Covid-19 kadar hızlı yayılan bir yapıya sahip olmadığını vurguluyor. Ancak yine de “gemi”, “karantina”, “ölüm” ve “virüs” kelimelerinin yeniden aynı haber başlığında buluşması, dünya kamuoyunda pandemi yıllarının korkularını yeniden canlandırdı.
Pandemi yıllarında dünya adeta görünmez bir düşman karşısında diz çöktü. Modern çağın teknolojisi, ekonomisi ve gelişmiş sağlık sistemleri bir anda kırılgan hale geldi. En güçlü ekonomiler bile ayakta kalmakta zorlandı. Küçük işletmeler battı, milyonlarca insan işini kaybetti, eğitim sistemleri çöktü, çocuklar ekran başında büyüdü. İnsanlar sevdiklerinin cenazesine bile katılamadan vedalaşmak zorunda kaldı.
Ancak Covid-19’un bıraktığı en büyük yıkım ekonomik tablolarda değil, insan psikolojisinde saklı kaldı.
Bugün hâlâ birçok insan kalabalık ortamlarda tedirgin oluyor. Öksüren birini duyduğunda irkiliyor. Hastane koridorları, maske görüntüleri ya da “yeni varyant” haberleri insanlarda bilinçaltı bir alarm yaratıyor. Çünkü pandemi yalnızca bedenleri değil, insanların güven duygusunu da hasta etti. İnsanlık, uzun yıllardır ilk kez hayatın aslında ne kadar kolay durabileceğini gördü.
Tam da bu nedenle hantavirüs gibi yeni salgın ihtimalleri, toplumlarda bilimsel etkisinden daha büyük psikolojik yankılar oluşturuyor.
Elbette uzmanlar hantavirüsün Covid-19 gibi kolay yayılan bir virüs olmadığını vurguluyor. Bu önemli bir gerçek. Ancak mesele artık yalnızca virüsün kendisi değil. İnsanların zihni ikinci bir küresel travmaya hazır değil.
Çünkü pandemi döneminde insanlar sadece sağlıklarını değil, hayat ritimlerini de kaybetti. Sabah işe gitmenin sıradanlığı bile bugün birçok insan için kıymetli bir hatıraya dönüştü. Çocukların okul bahçesinde özgürce oynayabilmesi, yaşlıların torunlarına sarılabilmesi, insanların korkmadan seyahat edebilmesi… Bunların hepsi bir dönem lüks haline gelmişti.
Belki de Covid-19’un insanlığa verdiği en büyük ders buydu: Hayatın normal akışı sandığımız kadar garanti değil.
Şimdi dünya yeni virüs haberlerini bu hafızayla okuyor. Hantavirüs ya da başka bir salgın ihtimali konuşulduğunda insanlar bilimsel raporlardan önce kendi travmalarını hatırlıyor.
Bu nedenle bugün yapılması gereken şey yalnızca virüslerle mücadele etmek değil; toplumların psikolojik direncini de koruyabilmek. Bilimsel gerçeklerden uzaklaşmadan ama korku iklimi de oluşturmadan hareket etmek gerekiyor. Aksi halde insanlar yeni bir salgından önce, salgın korkusunun kendisiyle yıpranmaya başlayacak.









