
Oysa hayat, hızın içinde değil, fark edebildiğimiz anların içinde açılır.
Yavaşlamak, ilk bakışta geri kalmak gibi algılanır. Çünkü bize hep hızlı olanın güçlü, üretken ve başarılı olduğu öğretildi. Ancak insan ruhu hızda değil, ritimde büyür. Doğaya baktığımızda bunu çok net görürüz. Hiçbir çiçek acele ederek açmaz. Güneş doğarken telaşlanmaz. Kalbimiz bile en sağlıklı ritmini, hızlanıp yavaşlayabildiğinde bulur.
Yavaşladığımızda önce kendimizle karşılaşırız.
Gün içinde çoğu zaman duygularımızı erteleyerek, bedenimizin sinyallerini susturarak, zihnimizin gürültüsünü bastırarak ilerleriz. Oysa nefesi bilinçle izlediğimiz birkaç dakika bile, iç dünyamızın kapısını aralayabilir. Nefes, her zaman şimdiye açılan bir köprüdür. Onu fark ederek aldığımızda, zihnin koşturmacası yavaş yavaş çözülmeye başlar. İşte o an, hayatın aslında kaçırdığımız ayrıntılarla dolu olduğunu fark ederiz.
Yavaşlamak, kontrolü bırakmayı öğretir.
Hız, çoğu zaman kontrol etme arzusundan doğar. Her şeyi planlamak, geleceği garanti altına almak, belirsizlikten kaçmak isteriz. Oysa yaşamın en büyük dönüşümleri, çoğu zaman planlarımızın dışında gerçekleşir. Yavaşladığımızda, hayatın akışına güvenmeyi öğreniriz. Direnç azaldıkça, yaşamın bizi taşıyan görünmez bir zekâya sahip olduğunu fark ederiz.
Ve tam da bu noktada mucizeler görünür olmaya başlar.
Mucizeler çoğu zaman büyük, dramatik olaylar değildir. Mucize; uzun zamandır çözülmeyen bir konunun ansızın berraklaşmasıdır. Bir ilişkide kurulan samimi bir bağdır. İçimizde aniden doğan huzur hissidir. Bazen doğru zamanda karşımıza çıkan bir insan, bazen içimizde filizlenen yeni bir cesarettir. Hızlı yaşarken bu anları fark edemeyiz. Çünkü mucizeler gürültüde değil, sessizlikte duyulur.
Yavaşlamak, duyularımızı yeniden uyandırır.
Bir yudum suyun serinliğini, bir ağacın gölgesini, bir insanın gözlerindeki duyguyu gerçekten fark etmeye başladığımızda, hayatın sıradan sandığımız anlarının aslında ne kadar kıymetli olduğunu görürüz. Şükran duygusu tam da bu fark edişten doğar. Şükran arttıkça, zihnin eksik olana odaklanan alışkanlığı çözülür ve yaşamın zaten sunduğu zenginliği görmeye başlarız.
Bir nefes eğitmeni olarak en sık gözlemlediğim şey şudur: İnsanlar yavaşladıklarında yalnızca sakinleşmez, aynı zamanda kendilerini hatırlarlar. Kim olduklarını, neye ihtiyaç duyduklarını, hangi yöne gitmek istediklerini daha net hissederler. Çünkü hız, çoğu zaman bizi dış dünyanın beklentilerine sürüklerken; yavaşlık, içsel pusulamızı yeniden görünür kılar.
Yavaşlamak, üretkenliği azaltmaz; aksine anlamı çoğaltır.
Zihnimiz sakinleştiğinde kararlarımız berraklaşır, enerjimiz daha dengeli kullanılır, yaratıcılığımız doğal olarak ortaya çıkar. Çünkü zihin ancak dinginlikte yeni olasılıkları görebilir. En güçlü fikirler çoğu zaman durduğumuz, nefes aldığımız, hiçbir şey yapmadığımız anlarda doğar.
Belki de yavaşlamak, hayatı kaçırmamak için verebileceğimiz en cesur karardır.
Çünkü yavaşlamak, yaşamın hızına değil, yaşamın derinliğine güvenmektir. Her nefesi gerçekten hissederek aldığımızda, hayatın bize sürekli yeni başlangıçlar sunduğunu fark ederiz. Ve o zaman anları biriktirmek yerine, anların içinde yaşamaya başlarız.
Yavaşladığımızda hayat değişmez.
Biz değişiriz.
Biz değiştiğimizde ise hayatın bize gösterdiği mucizeleri görmeye başlarız.
Sevgiyle kalın…





