Yazarlar

UZAY GEMİSİNDEN NUH’UN GEMİSİNE

Puşkin’in en büyük özlemi yurtdışına yolculuk yapmaktı. Ünlü şair, 1829 yılında Erzurum sokaklarında görülür. Ne var ki, yapmış olduğu yolculuk yüzünü güldürmez Puşkin’in. Çünkü, yol boyunca önünde ilerleyen Rus ordusu, ayak bastığı toprakları ülkesine katmıştır. Böylelikle şair, yurtdışına yolculuk yaptığını kabul etmez.
[vc_row][vc_column width=”1/1″][vc_single_image image=”637″ css_animation=”appear” alignment=”center” img_link_target=”_self” img_size=”full” img_link=”http://www.pusulanews.ch/author/sunayakin”][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column][vc_column_text]

Puşkin’in en büyük özlemi yurtdışına yolculuk yapmaktı. Ünlü şair, 1829 yılında Erzurum sokaklarında görülür. Ne var ki, yapmış olduğu yolculuk yüzünü güldürmez Puşkin’in. Çünkü, yol boyunca önünde ilerleyen Rus ordusu, ayak bastığı toprakları ülkesine katmıştır. Böylelikle şair, yurtdışına yolculuk yaptığını kabul etmez.

1835 yılında yayımlanan Erzurum Yolculuğu adlı kitabında Puşkin, Ağrı Dağıyla karşılaşmasını şöyle anlatır: “Güneş doğuyordu. Dupduru gökyüzünde iki başlı, karlı bir dağ parlıyordu. Gerinirken, ‘Ne dağı bu?’ diye sordum. ‘Ararat’ dediler. Seslerinin etkisi ne kadar güçlü! Var gücümle baktım bu efsanevi dağa. Yenilenme ve yaşam ümidiyle onun doruğuna yanaşan Nuh’un Gemisi’ni, biri idamın, öteki barışın simgeleri olarak uçup gelen kuzgunla güvercini gördüm.”
Yalnızca Puşkin’in değil, Ağrı Dağı’nı gören birçok insanın aklına gelen ilk şey Nuh’un Gemisi’dir. Süphan, Nissir, Cilo ve Cudi dağlarının yanı sıra, Nuh’un Gemisi’nin doruğunda yer aldığına en çok inanılan dağ Ağrı’dır. Mustafa Bilgili Ağrı Dağına Yolculuk adlı kitabında, kutsal gemiyi barındırma olasılığı bulunan dağların çokluğuna dikkat çekerek, her iskeleye uğrayıp Boğaz turu yapan dilenci vapuruna benzetir Nuh’un Gemisi’ni.

İnsanlık tarihinin en ilginç ve en kalabalık yolculuğunu yapan bu gemi, Nuh’un torununun torunu Hayk’ın soyundan geldiğini iddia eden Ermeniler için apayrı bir önem taşımaktadır. Ermeni tarihçi Hayfan’ın 1254 yılında, Ararat’ın yani Ağrı Dağı’nın karla kaplı doruğunda siyah bir nokta halinde gördüğünü söylediği geminin fotoğrafı ilk kez 1959’da, Doğubeyazıt’ın haritasını çıkarmak amacıyla Yüzbaşı İlhan Durupınar tarafından keşif uçağından çekilir.
Nuh’un Gemisi hakkında kutsal kitaplarda bilgiler yer alırken, onunla başka bir yazılı kaynakta karşılaşan George Smith’tir. British Museum’da, Gılgamış Destanı’na ait toprak tabletleri tamir eden Smith, okumuş olduğu şu dizeler karşısında duraksar:

Nihayet denizde bir ada belirdi
Gemim oraya yanaştı ve dağa oturdu
Nissir idi gemimin oturduğu dağın adı.
Nuh’un Gemisi’nden bahseden tabletin devamını müzede bulamayan George Smith, 1872 yılında önce İstanbul’a gelir, oradan da Bağdat’a geçer. 21 yaşındaki genç bilim insanı, 1873 yılının bir ilkbahar gününde, Irak’ın Türkiye sınırında bulunan Ninova’da yaptığı araştırmanın sonucuna ulaşır. Ama, destanın Londra’daki tabletlerini yanında getirip, çalındığı yere bırakmak yerine, bulduklarını da yanına alır ve ülkesine geri döner.

Nuh’un Gemisi’nin ölçüleri Tevrat’ta yazılıdır: “Kendine gofer ağacından bir gemi yap. Gemide odalar yapacaksın ve onu içerden ve dışardan ziftleyeceksin. Ve onu şöyle yapacaksın: Geminin uzunluğu 300 arşın, genişliği 50 arşın ve yüksekliği 30 arşın olacaktır.”

Bu kutsal proje Aşağı Mezopotamya’da, Babil’in cennet bahçelerinde kızağa alınır. Nuh, su geçirmesin diye gemisinin içini ve dışını ziftler. Şu işe bakın ki, canlıları kurtarmak amacıyla gemiyi sıvama işinde kullanılan petrol uğruna insanlar yüzyıllar sonra birbirini boğazlayacaktır!.. Ve Körfez Savaşı sırasında petrolün denize akıtılmasıyla zifte bulanan bir karabatak, savaş karşıtı, doğa yanlısı insanların simgesi olacaktır. Acaba karabatak, Nuh’un Gemisi’ndeki yolculuğu sırasında zifte bulanmış mıydı?

Tarih boyunca Nuh’un Gemisi’ni bulmak amacıyla birçok gezgin, maceraperest ve bilim insanı çıkar Ağrı Dağı’na. Örneğin, 1876’da Sir James Bryce, zirveye yakın yerlerde insan yapımı ağaçtan malzemeler bulur. Bunlar arasında Pitton de Tournefort’u özellikle anmamız gerekir. Tırmanışı tek başına gerçekleştiren Tournefort ülkesine geri dönerken, Ağrı Dağı’ndan yürüttüğü çiçek soğanlarını da beraberinde götürür. Kendisini bu hırsızlığın ardından, Paris park ve bahçeler müdürlüğü koltuğunda otururken görürüz!
Kara kültürlerinin edebiyatlarında Nuh’un Gemisi’nin hangi dağda olup olmadığı yazılırken, deniz kültürünü yaşayanlar böyle bir geminin yüzüp yüzemeyeceğini tartışmışlardır. 13 Mayıs 1501 tarihinde, Lizbon’dan çıktığı yolculuğunda yeni bir toprak parçasıyla karşı karşıya olduğunu anlayan ve Yeni Dünya’ya adını veren Amerigo Vespucci, bu ikinci yolculuğunda daha önce hiç görmediği birçok hayvan tanır. Ünlü denizci, yeryüzünde bu kadar hayvanın hem de bir değil, ikişer tane olmak üzere içine alacak bir geminin asla yapılamayacağı görüşüne katılır ve Nuh’un Gemisi’nin hayal ürünü olduğuna inanır. Vespucci gibi düşünmeyenlerden biri de, 1970’li yıllarda Kadıköy Çarşısı’nda dükkânı bulunan antikacı Necip’tir. Bu dükkânın kapısında vaktiyle şöyle bir yazı vardı: “Nuh’un Gemisi’nin enkazı satılır.”

Amerikalı astronotların Ay’a adım atışıyla Nuh’un Gemisi’ni bulma tartışmaları da alevlenir. “Ne ilgisi var?” demeyin ve Apollo 15 yolcusu James Irwin’e kulak verin. Astronot Irwin ne yapmış, Ay’dan Nuh’un Gemisi’ni gördüğünü mü iddia etmiş?.. Keşke öyle olsa!.. Irwin Ay’da yürürken, Nuh’un Gemisi’ni Türkiye’nin doğusunda aramasını söyleyen bir ses duyar. Soluğu dünyada alır almaz da, milyonlarca “inanmış” vatandaşın dolarlarını toplayarak “Yüksek Uçuşlar Vakfı”nı kurar. Sonra da ver elini Türkiye…
Amatör bir dalgıç olan Jimmy’yle birlikte Ağrı Dağı’na tırmanan Irwin, geminin izine rastlamasa da, Nuh’un kemiklerini bulduğunu iddia eder. 1980’li yılların başlarında yaşanılan tartışmaya Prof. Dr. Tolga Yarman da katılır: “Ağrı Dağı’nda  Nuh’un Gemisi’ni arama çalışması aslında dağa yerleştirilmesi amaçlanan lazer toplarının yerini belirleme çalışmasıdır. Bir istavrit kılçığına rastgelinmiş midir? Böyle bir şey yoksa bence Nuh’un Gemisi’ni Ağrı’da aramakla Ay’da aramak arasında bir fark yoktur.”

Neler denmedi ki James Irwin’in ardından; Amerika’nın silah yerleştirmek amacıyla gönderdiği casus olduğu söylendi, İncirlik Üssü unutularak!.. O yılların baldır bacak gazetesi olan Tan’da bile çıplak bir kadın fotoğrafının altına şu yazıldı: “Ben gemiyi değil Nuh’u arıyorum.”

Bense alay dolu sesler arasında düşündüm sürekli olarak: Bir bilim insanı, hele Ay’a kadar giden bir bilim insanı, nasıl olur da böyle bir şeye inanır? Neyin arayışındadır James Irwin?..
Çocukluğu Kuzey Carolina’nın Wadeswille kasabasında geçer James Irwin’in. Babası küçük Irwin’e komşu kasaba Kitty Hawk’ta yeni yapılan bir kiliseyi gösterir… Ve Irwin, pazar günleri, yüksek bir yerdeki kayalıkların üstüne kurulan ahşap ve gemi biçimindeki kiliseye doğru babasının elini tutarak yaptığı yürüyüşleri unutamaz. Herkes Ay’daki yürüyüşünü anlatmasını ister… Onun için ise asıl güzel olan, avucunda babasının sıcaklığıyla kumsalda yaptığı yürüyüştür.

James Irwin’in de, babasıyla geçen mutlu çocukluk günlerini arama hakkı vardır.

Sunay AKIN[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row]