Güncel

Karbondioksit emisyonlarını sınırlamadan küresel ısınmayı kontrol etmek mümkün değil

Paris İklim Anlaşması’na taraf olan 195 ülke, küresel sıcaklık artışını sanayileşme öncesi döneme kıyasla 2 °C’nin altında tutmak için sera gazı emisyonlarını sınırlama taahhüdünde bulundu. Karbondioksit, iklim değişikliğinin başlıca nedeni olarak öne çıkmakta.

Dünya’nın atmosferine insan faaliyetleri nedeniyle ne kadar karbondioksit salındığını izlemek, iklim değişikliğiyle mücadelede doğru yolda olup olmadığımızı anlayabilmemiz açısından yaşamsal önem taşımakta. Fakat çok farklı kaynaklara sahip olan bu gaz, bilim insanları ve hükümetler için hâlâ büyük zorluklar yaratmaya devam ediyor.


İnsan faaliyetleri, doğal karbon döngüsünü açık bir şekilde bozuyor

Fosil yakıt kullanımı, çimento üretimi ve ormanlık alanların farklı amaçlar ile kullanılması, insan eliyle atmosfere salınan karbon miktarlarının hızla artırmasının ve görülmedik seviyelere çıkmasının başlıca nedenleri arasında yer almaktadır. Dünya Meteoroloji Örgütü WMO’nun Genel Sekreteri Petteri Taalas, atmosferdeki karbon seviyesinin rekor düzeye ulaştığını belirterek, “Dünya’da bugünküyle kıyaslanabilir karbondioksit yoğunluğunun en son 3-5 milyon yıl önce görüldüğünü unutmamak gerekir. O dönemde sıcaklık şimdikinden 2-3 °C daha fazla, deniz seviyesi de 10-20 metre daha yüksekti” diyor.

Okyanuslar ve bitki örtüsü bu miktarın büyük bir kısmını tutmakta; fakat kalanı atmosferde birikiyor, doğal depolar karbon emisyonlarının seviyesiyle baş edemiyor ve dünya genelinde karbondioksidi azaltma yönünde gösterilen çabalar yetersiz kalıyor.

Ülkelerin karbon emisyonlarını azaltma hedeflerine ne ölçüde yaklaştığının ilk işaretlerini 2023’te göreceğiz. Karbondioksidin ne kadarının insan faaliyetlerinden kaynaklandığını ve gidişatın ne yönde olduğunu bilmek, etkili iklim politikaları yaratılması açısından önem kilit taşımaktadır. AB Komisyonu’nun CO2 Emisyonlarını İzleme Kolunun Başkanı Dr. Greet Janssens-Maenhout, bunun çok zorlu bir görev olduğuna ve giderek daha da zorlaştığına işaret ederek, “195 ülke aynı yöntemleri kullanarak karbon emisyonlarını bildirmek zorunda. Fakat günümüzde her ülke aynı kaynaklara sahip değil” diyor.

Günümüzde ülkeler, emisyonlarını yakılan fosil yakıt miktarını temel alarak ölçmektedir. Fakat her ülke aynı kapasiteye sahip değildir. Avrupa-Akdeniz İklim Değişikliği Merkezinden proje yöneticisi Lucia Perugini, Sera gazı ölçümlerini hassas, şeffaf, tam, tutarlı ve kıyaslanabilir şekilde ölçme kapasitesine yalnızca gelişmiş ülkeler sahip. Fakat Paris İklim Anlaşması’nın geliştirilmiş şeffaflık çerçevesi uyarınca, gelişmekte olan ülkeler de iki yılda bir bu ölçümleri yapmak ile yükümlü” diyor. Perugini, sözlerine şöyle devam ediyor:
“Gelişmekte olan birçok ülke sera gazı emisyonlarını, yani insan aktivitelerinin nerede ve ne zaman yer aldığını ve her birinin ne kadar emisyon ürettiğini hesaplayabilecek veriye sahip değil.”


Hem uzayda hem yerde uluslararası iş birliği gerekli

Dünya genelinde NOAA ESRL, ICOS ve WMO GAW gibi çok sayıda proje, Dünya yüzeyindeki karbon yoğunluklarını kaydetmektedir. Yüzeyde yapılan bu karbondioksit ölçümleri, gelecekteki izleme hizmetleri açısından büyük önem taşımaktadır. Yerinde yapılan ölçümler, çeşitli kaynaklardan alınan sera gazı yoğunluk verileri sağlamaktadır. Bu veriler, aralarında yer istasyonları, gözlem kuleleri, hava örnekleri toplayan hava araçları ve uzaktan algılama sistemlerinin de bulunduğu kaynaklardan elde edilmektedir. Karbondioksit alt atmosferde değişkenlik gösterdiği için, yer ölçümleri bu farklılıkları uydulardan daha iyi tespit edebilmektedir. Fakat yakın zamanda yayımlanan bir Avrupa Komisyonu raporu, bu ölçümlerin genelde daha geniş yüzeyleri kapsaması gerektiğine işaret ediyor.

Uydu verilerinin doğrulanmasında da destek olabilen yerinde izleme yöntemi, kötü hava koşulları nedeniyle uzaydan yapılamayan ölçümlerin tamamlanmasında ve karbondioksidin nasıl değişim gösterebileceğinin anlaşılmasında da katkıda bulunabilir. Dr. Janssens-Maenhout “Uydular karbondioksit kütlelerini izleyecek. Ancak insan kaynaklı karbondioksidi doğru olarak belirleyebilmemiz için, doğal akışları ayırt edebilmemiz gerekiyor. Yerinde izleme yöntemiyle edinilen veriler, hangi akımların doğal olduğunu teyit etmemizde yardımcı olacak” diyor. Avrupa’da doğal karbon emisyonları konusunda iyi tahminler yapabildiklerini vurgulayan Dr. Janssens-Maenhout, tropikal bölgelerdeki bulutlu havalar ve ölçüm altyapısının yetersiz olmasının bunu zorlaştırdığını söylüyor.

Gelecekte faaliyete geçecek izleme hizmeti, Dünya’nın yüzeyi ve atmosfer arasındaki karbondioksit hareketlerine ve karbondioksidin rüzgârlar yardımıyla atmosferde taşınmasına ilişkin yapılan modelleme çalışmalarının geliştirilmesini de amaçlamaktadır. Engelen, bilim insanlarının yer/okyanus ve atmosfer arasındaki doğal karbon akımını daha iyi görebilmeleri gerektiğini belirterek, “ECMWF, zorlukları aşabilmek amacıyla Avrupa genelinde birçok kurumla birlikte çalışmaktadır” diyor.

Benzer Haberler

Dünyanın en pahalı şehirleri Zürih ve Paris

EKONOMİ

En Çok Okunanlar
Menü