
Bu arayışta erken teşhis ve düşük karbonlu inhalatörler öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor.
Hava kirliliğinin tetiklediği astım ataklarından, orman yangınlarının neden olduğu akciğer hasarlarına kadar iklim değişikliğinin etkileri milyonlarca insanın solunum sağlığını doğrudan etkiliyor. Ancak bu hastalıkları tedavi eden sağlık sistemleri de yüksek enerji tüketimi ve emisyonlar nedeniyle küresel ısınmaya katkıda bulunuyor.
Aşırı hava olayları, yükselen sıcaklıklar, artan hava kirliliği, yoğunlaşan orman yangınları ve uzayan polen mevsimleri, solunum yolu hastalıklarının daha sık görülmesine ve şiddetlenmesine yol açıyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre, dünya nüfusunun yüzde 90’ından fazlası önerilen sınırların üzerinde partikül madde içeren havayı soluyor.
Uzmanlar, solunum yolu hastalıklarının önemli bir bölümünün çevresel etkenlerle doğrudan bağlantılı olduğuna dikkat çekiyor. Artan hava kirliliği ve orman yangınları, solunan havanın yapısını değiştirerek hastalıkların alevlenme riskini artırıyor, ilerlemesini hızlandırıyor ve bazı durumlarda hastalığın ortaya çıkmasına zemin hazırlıyor.
Anvers Üniversitesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü Başkanı Therese Laperre, iklim değişikliğinin astım ve kronik solunum yolu hastalıklarında alevlenmeleri artırdığını ve solunum yolu enfeksiyonlarının seyrini olumsuz etkilediğini vurguluyor. Laperre, partikül maddelerdeki değişimlerin, astım ve kronik akciğer hastalığı olan bireylerin acil servis başvurularını günler sonra artırabildiğinin bilindiğini ifade ediyor.
Avrupa Çevre Ajansı’nın yayımladığı bir çalışmaya göre, Avrupa’da kronik solunum yolu hastalıklarına bağlı ölümlerin üçte birinden fazlası hava kirliliği, aşırı sıcaklar, orman yangını dumanı ve alerjen polenler gibi çevresel faktörlerle ilişkili.
Kısır döngü
Küresel ölçekte 400 ila 500 milyon yetişkinin kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) ile yaşadığı, 250 milyondan fazla kişinin ise astım hastası olduğu tahmin ediliyor.
Bu artan hasta yüküne sağlık sistemlerinin verdiği yanıtın da ciddi bir iklim bedeli bulunuyor. Uluslararası sivil toplum kuruluşu Health Care Without Harm’a göre, küresel sağlık sektörü toplam sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 5’inden sorumlu.
Gerekli önlemler alınmadığı takdirde, sağlık sektörünün yıllık emisyonlarının 2050 yılına kadar altı gigatona ulaşması bekleniyor. Bu miktar, yollara bir milyardan fazla otomobil eklenmesiyle oluşacak karbon salımına denk görülüyor.
Özellikle hastaneler ve yoğun bakım üniteleri, yüksek enerji kullanımı, gelişmiş ekipman ihtiyacı ve büyük ölçekte tek kullanımlık malzeme tüketimi nedeniyle sağlık sektöründeki emisyonların önemli bir bölümünü oluşturuyor.
Göğüs hastalıkları uzmanları, kronik solunum hastalıklarının erken dönemde kontrol altına alınmasının yalnızca hasta sağlığı açısından değil, sağlık sisteminin iklim üzerindeki etkisini azaltmak bakımından da kritik olduğunu vurguluyor.
Fransız Göğüs Derneği Sante Respiratoire’den Philippe Tieghem, erken teşhisin hem klinik hem de çevresel açıdan önemli bir adım olduğunu belirtiyor. Tieghem’e göre, hastalık ne kadar erken tespit edilirse, o kadar erken kontrol altına alınabiliyor; bu durum hastalar, karbon salımı ve sağlık harcamaları açısından ortak bir kazanım sağlıyor.




