
Aktüerler Enstitüsü ve Fakültesi (IFoA) ile Exeter Üniversitesi tarafından hazırlanan yeni rapor, küresel sıcaklıkların öngörülenden çok daha hızlı yükseldiğini ortaya koyuyor. Rapora göre, mevcut eğilimler devam ederse Dünya’nın sanayi öncesi döneme kıyasla 2 derece daha sıcak hale gelmesi 2050’den önce gerçekleşebilir.
Bu hızda bir ısınmanın, küresel ölçekte toplumlar ve ekonomiler üzerinde yıkıcı etkiler yaratabileceği vurgulanıyor. Su ve gıda sistemlerinde ciddi bozulmalar, artan göç hareketleri ve insan sağlığı üzerinde ağır sonuçlar öne çıkan riskler arasında yer alıyor.
“Gizli Soğutma” Etkisi Ortadan Kalkıyor
Parasol Lost adlı rapor, sıcaklık artışındaki hızlanmanın önemli nedenlerinden birinin “aerosol soğutmasının” azalması olduğunu belirtiyor. Hava kirliliği kaynaklı aerosoller, uzun yıllar boyunca Güneş ışınlarının bir kısmını geri yansıtarak yaklaşık 0,5 derecelik bir ısınmayı dengelemişti. Ancak küresel ölçekte hava kirliliği azaltıldıkça, bu görünmez koruyucu etki de ortadan kalkıyor.
Araştırmacılar ayrıca, Dünya’nın sera gazlarına karşı hassasiyetinin beklenenden daha yüksek olmasının da ısınma hızını artırdığını ifade ediyor. Bu kavram, sera gazı emisyonlarının sanayi öncesi seviyelerin iki katına çıkması durumunda, gezegenin ortalama yüzey sıcaklığının ne kadar yükseleceğini açıklıyor.
İklim Riskleri Ekonomide Hafife Alınıyor
Raporda, politika yapıcılar ve finans kuruluşlarının, iklim değişikliğinin tetikleyebileceği enflasyon baskısını, finansal şokları ve sigorta şirketlerinin yüksek riskli bölgelerden beklenenden çok daha erken çekilme ihtimalini yeterince ciddiye almadığı uyarısı yapılıyor.
Önceki ekonomik tahminler, küresel sıcaklıkların 3 derece artması halinde iklim kaynaklı zararların dünya ekonomisinin yalnızca yüzde 2,1’ine, 6 derecelik artışta ise yüzde 8’inden azına karşılık geleceğini öngörüyordu.
Ancak İngiltere İklim Finansal Risk Forumu’nun yakın tarihli bir analizi, şiddetli bir iklim ve doğa şokunun yalnızca beş yıl içinde küresel GSYH’de yüzde 15 ila 20 arasında bir daralmaya yol açabileceği senaryosunun artık “makul” kabul edilebileceğini ortaya koyuyor.
Araştırmacılar, bu farkın temel nedeninin, birçok ekonomik modelin deniz seviyesinin yükselmesi, okyanus asitlenmesi ve ekosistem tahribatı gibi bilim insanlarının uzun süredir uyardığı riskleri yeterince hesaba katmaması olduğunu belirtiyor.
Acil “Toparlanma Planı” Çağrısı
IFoA raporunun baş yazarlarından ve sürdürülebilirlik kurulunda görev yapan Sandy Trust, dünyanın gecikmeden kapsamlı bir toparlanma planına ihtiyacı olduğunu vurguluyor. Trust, yön değişikliği olmazsa iklim kaynaklı zararların ekonomik büyümeyi ve gelecekteki refahı doğrudan etkileyeceği uyarısında bulunuyor.
Trust, Küresel Finansal Kriz öncesindeki risk yönetimi hatalarıyla iklim değişikliğine karşı bugün sergilenen eylemsizlik arasında açık benzerlikler bulunduğunu belirterek, her iki durumda da düşük risk gösteren modellere aşırı güvenildiğini ve sistemik tehditlerin göz ardı edildiğini ifade ediyor.
Avrupa’daki uzmanlar, 2025 yazında yaşanan aşırı sıcakların kısa vadede en az 43 milyar euroluk ekonomik kayba yol açtığını, toplam maliyetin ise 2029’a kadar 126 milyar euroyu bulabileceğini hesaplıyor.
Halihazırda ortaya çıkan zararlar, 2024 yılında Avrupa Birliği’nin toplam ekonomik üretiminin yaklaşık yüzde 0,26’sına denk geliyor. Ancak araştırmacılar, bu tahminlerin muhafazakâr olduğunu; sıcak hava dalgalarıyla kuraklık gibi eş zamanlı aşırı olayların birleşik etkilerini içermediğini vurguluyor.
Bu hesaplamalara, Avrupa genelinde bu yıl rekor düzeye ulaşan orman yangınlarının, dolu ve fırtınaların yol açtığı rüzgâr hasarlarının maliyeti de dahil değil.
Exeter Üniversitesi’nden Dr. Jesse Abrams ise dünyanın artık, ekonomileri, yaşam maliyetlerini ve finansal sistemleri tehdit eden yoğun fiziksel risklerin bulunduğu yeni bir 1,5 derece gerçekliğine girdiğini söylüyor.
Abrams’a göre, iklim değişikliğinin ekonomik bedeli bugün bile açıkça hissediliyor. Isınma hızı arttıkça, iklim şoklarının daha sık ve daha sert yaşanması kaçınılmaz hale geliyor. Bu nedenle hem politika yapıcıların hem de piyasaların bu yeni gerçekliğe hızla hazırlanması gerekiyor.







