
Ülkenin sağlık sistemi, yüksek standartlarına rağmen, büyük ölçekli bir kriz anında ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gösterdi. Uzmanlar yıllardır uyarıyordu: İsviçre, büyük çaplı felaket senaryolarına karşı hazırlığını sistematik biçimde geri plana itti.
Kriz anında kapasite sınırları hızla aşıldı
Crans-Montana’daki yangın sonrası ağır yaralıların kısa sürede farklı kantonlara dağıtılması, İsviçre’nin bölgesel sağlık altyapısının büyük bir felaketi tek başına karşılayamayacağını gözler önüne serdi. Olaydan sonra Wallis kantonundaki hastaneler hızla doldu; ağır yanık vakaları Bern, Lausanne, Cenevre ve Zürih’e taşındı. Bu durum, ülkenin merkezi bir kriz koordinasyon mekanizmasına duyduğu ihtiyacı yeniden gündeme getirdi.
Katastrof tıbbı uzmanları, İsviçre’nin sağlık sisteminin günlük operasyonlarda son derece verimli olduğunu, ancak bu verimliliğin kriz anlarında dezavantaja dönüştüğünü belirtiyor. Hastanelerin çoğu, maliyet baskısı nedeniyle minimum yatak kapasitesi ve optimize edilmiş personel planlaması ile çalışıyor. Bu da ani bir hasta akınında sistemin hızla zorlanmasına yol açıyor.
Uzmanlar yıllardır uyarıyordu: “Bu bir sürpriz değil”
Crans-Montana’daki felaket, uzmanların uzun süredir dile getirdiği bir sorunu görünür kıldı. Katastrof tıbbı alanında çalışan akademisyenler ve sağlık yöneticileri, İsviçre’nin:
- büyük ölçekli yangınlar,
- terör saldırıları,
- kimyasal kazalar,
- doğal afetler
gibi senaryolara karşı ulusal düzeyde yetersiz hazırlık yaptığını defalarca rapor etmişti.
Özellikle pandemi sonrası yapılan değerlendirmelerde, ülkenin kriz yönetimi kapasitesinin “parçalı, kantonlara bölünmüş ve koordinasyon açısından zayıf” olduğu vurgulanmıştı. Ancak bu uyarıların önemli bir kısmı siyasi öncelikler arasında geri planda kaldı.
Avrupa’dan destek ihtiyacı: “Kendi başımıza yetemeyiz”
Crans-Montana’daki yangın sonrası ağır yaralıların tedavisi için İsviçre’nin komşu ülkelerle temas kurduğu biliniyor. Yanık tedavisi, yoğun bakım yatakları ve uzman personel açısından İsviçre’nin kapasitesi sınırlı. Avrupa’daki birçok ülke gibi İsviçre de büyük felaketlerde uluslararası dayanışmaya bağımlı.
Uzmanlara göre bu durum, ülkenin “her koşulda kendi kendine yetebileceği” yönündeki geleneksel anlayışla çelişiyor. Katastrof tıbbı uzmanları, İsviçre’nin Avrupa Birliği’nin sivil koruma mekanizmalarına daha güçlü şekilde entegre olması gerektiğini savunuyor.
Siyasi tartışma büyüyor: “Afet hazırlığı yıllardır ihmal edildi”
Felaketin ardından Bern’de siyasi tartışmalar hız kazandı. Muhalefet partileri, federal hükümeti ve kantonları “yanlış risk değerlendirmesi yapmakla” suçluyor. Onlara göre İsviçre, düşük ihtimalli ama yüksek etkili olaylara karşı hazırlığını sistematik biçimde küçümsedi.
Hükümet ise mevcut sistemin güçlü yönlerine dikkat çekiyor ve Crans-Montana’daki hızlı müdahaleyi örnek gösteriyor. Ancak uzmanlar, olayın büyüklüğünün “şans eseri daha kötüye gitmediğini” vurguluyor.
Gelecek için ne yapılmalı?
Crans-Montana’daki trajedi, İsviçre’nin afet hazırlığını yeniden şekillendirmesi gerektiğini açıkça ortaya koydu. Uzmanlara göre atılması gereken adımlar şunlar:
- Ulusal düzeyde merkezi bir kriz koordinasyon yapısının güçlendirilmesi,
- Hastanelerde minimum kapasite standartlarının yeniden tanımlanması,
- Yanık tedavisi ve yoğun bakım altyapısının genişletilmesi,
- Kantonlar arası iletişim ve lojistik zincirinin modernize edilmesi,
- Avrupa ile ortak afet senaryoları ve tatbikatlarının artırılması.
Crans-Montana’daki yangın, yalnızca bir güvenlik ve altyapı sorunu değil; aynı zamanda İsviçre’nin krizlere karşı ne kadar hazırlıklı olması gerektiğine dair ulusal bir uyarı niteliği taşıyor.







