Söyleşi

Offside İstanbul

Afrikalı göçmenler İstanbul'da gündelik hayatımızın bir parçası olmaya başladılar. Onları genelde sokaklarda işportacılık yaparken, eşya taşırken görüyoruz ve hep aklımızın bir köşesinde biliyoruz, hayatta kalmak için çırpınıyorlar. Ama hikayelerini biliyor muyuz? İstanbul'a nasıl geldikleri, nasıl zorluklarla karşılaştıkları, nerede, nasıl yaşadıkları gibi sorular bir çoğumuzun aklında cevapsız kalıyor. Çünkü bilmiyoruz.

Afrikalı göçmenler İstanbul’da gündelik hayatımızın bir parçası olmaya başladılar. Onları genelde sokaklarda işportacılık yaparken, eşya taşırken görüyoruz ve hep aklımızın bir köşesinde biliyoruz, hayatta kalmak için çırpınıyorlar. Ama hikayelerini biliyor muyuz? İstanbul’a nasıl geldikleri, nasıl zorluklarla karşılaştıkları, nerede, nasıl yaşadıkları gibi sorular bir çoğumuzun aklında cevapsız kalıyor. Çünkü bilmiyoruz.

İstanbul’da bir futbol kulübü , Dostlukspor. Fatih Belediyesi’nin imkanlarıyla oluşturulmuş ve sadece Afrikalı göçmen futbolcuların oynadığı bir kulüp. Jonas Schaffter, öğrenci olarak gittiği İstanbul’da ,İstanbul’a hayallerinin peşinden koşturarak gelmiş Afrikalı futbolcularla iletişime geçiyor ve bize onların hikayesini iletiyor. Onlar İstanbul’a hepimizden yabancı. Hayata tutunmaya çalışıyorlar ve tüm zorluklara rağmen yine de umutlular.

Filmin ismi neden “Offside İstanbul”?

Aslında ben isim olarak sadece “Offside” olsun istemiştim. Fakat o isimde başka bir film varmış ve ben de Offside İstanbul’da karar kıldım. Ama bu sadece İngilizce ismi. Eğer film Türkiye’de gösterilirse ismi, filmde söz konusu kulübün adı olan “Dostlukspor” olacak. Aslında ben o ismi daha çok seviyorum. Buradaki Türk izleyiciler için daha dikkat çekici bir isim olabilse de, Türkçe bilmeyenler için akılda kalıcı olmazdı. Bence Dostlukspor içindeki dost kelimesinin anlamı da güzel. Almanca’da direk bu anlama gelen kelime yok sanırım. Arkadaştan ya da yakın arkadaştan farklı, dost.

Peki senin İstanbul hikayen nasıl başladı?

Nereden başlasam? Basel’de senin de bildiğin gibi görsel iletişim alanında lisans yapıyordum. Ama söylemem gerekirse fotoğrafçılıkla daha çok ilgileniyordum. İlk iki yıl okul oldukça yoğun geçti ve iki yılın sonunda fotoğrafçılığa daha çok odaklanmam gerektiğini düşündüm ve Erasmus değişim programı ile Mimar Sinan Üniversitesi Fotoğrafçılık Bölümü’ne gittim. Daha önce İstanbul’a bir kez bulunmuştum ve atmosferden çok etkilenmiştim. 2012 yılında bu sefer eğitim için gidiyordum. Vardığımda daha derslerin başlamasına epey bir süre vardı. Bir Türk arkadaş ile aynı evde kalmaya başladık ve onun sayesinde henüz okullar açılmadan oradaki hayatın içerisine adapte olabildim. Aslında böyle bir duyguyu yaşamak da istiyordum. Zaten oraya gitmeden önce Türkçe öğrenmeye başlamıştım ve bu da oradaki hayata başlamam için çok yardımcı oldu. Ve insanlar da çok yardımseverdi. Türkçe konuşmaya çalıştığımı gören herkes bir şekilde yardımcı olmaya çalışıyordu. Bu da beni oradaki insanlarla iletişim kurmam için daha da motive etti. Dediğim gibi aslında ben fotoğrafçılık eğitimine odaklanmak istiyordum. İstanbul’a aslında bunun için gittim. Başka bir hayat, bambaşka insanlar, atmosfer farklı vs. Oraya vardığımda doğru olanı yaptığımı fark ettim. Bir sürü fotoğraf projesinde yer aldım ve insanlarla bağ kurup onların fotoğraflarını çekmeyi aslında orada öğrendim.

offside_söylesi3

Peki İstanbul’da yaşayan Afrikalılarla nasıl tanıştın?

Okul bitince İstanbul’da bir firmada çalışmaya başladım ama bir süre sonra bana ödeme yapmayacaklarını fark ettim. Bu sırada hala Mimar Sinan Üniversitesi ile iletişim halindeydim. Bu sırada belgeselcilik dersine katılma şansım oldu ve bu ders sayesinde bir çok projede yer aldım. Bunlardan bir tanesi Beşiktaş taraftarlarıyla ilgiliydi. O proje esnasında İstanbul’da futbol oynayan Afrikalı göçmenlerden haberdar oldum. İstanbul, Afrikalılar ve futbol. Bu üç şeyi bir arada hayal edince çok ilginç bir resim canlandı kafamda. O an hikaye hakkında hiç bir fikrim yoktu ama gözümün önünde çok ilginç resimler vardı ve karar verdim. Şehirde yürümeye ve Afrikalıları gözlemlemeye başladım.

Nerede başladı ilk iletişimin?

Bu şehir yürüyüşlerimin birinde Kumkapı’daydım ve Gana’dan gelmiş birisiyle tanıştım. Ona herhangi bir Afrikalı futbolcu tanıdığı olup olmadığını sordum. O da bana kardeşinin Dostlukspor diye bir kulüpte oynadığını söyledi. Sonra kardeşini aradı, onunla tanıştım ve bana haftada üç kez antrenman yaptıklarını söyledi ve ben de bir antrenmana gittim. Kamerayı almıştım yanıma ama o gün kullanmak istemedim. Çünkü önce onlarla iletişim kurmak istiyordum. Zaten fotoğraflarını çekmeden önce onların güveninİ kazanmalıydım. Bütün antrenman boyunca oradaydım, antrenörleri ile tanıştım ve biraz sohbet edebilme fırsatım oldu. Başta biraz gergindim haliyle ama gün sonunda tüm takımın fotoğrafını çekebilme şansım oldu. Sonra fark ettim ki aslında onların da benim gibi birine ihtiyaçları vardı. Yani fotoğraflarını çekebilecek. Kendilerini yansıtabilecekleri güzel fotoğrafları olsun istiyorlardı. İlk günden itibaren aramızda resmi olmayan bir anlaşma oluştu. Çektiğim fotoğrafları onlarla paylaşacaktım ve karşılığında ise istediğim kadar fotoğraflarını çekebilecektim. O günden itibaren en azından haftada bir kez aralarına katıldım. Zaman zaman antrenmanlardan sonra da orada kalmaya başladım ve bazılarıyla antrenman dışında da zaman geçirmeye başladım. Dolayısıyla arkadaşlıklar da oluştu.

Peki bu süreç ne kadar devam etti?

6 ay kadar sürdü. Sonra İsviçre’ye geri dönmek zorunda kaldım ama özellikle bazılarıyla iletişimim ve arkadaşlığım hala devam ediyor.

offside_söylesi2

Bu projeye başladığında aklında belgesel hazırlamak var mıydı? Yoksa ilk önce fotoğrafçılık projesi olarak başladı ve sonrasında video belgesele mi dönüştü?

Aslında en başta fotoğrafçılık projesi olarak başlamıştı. Film yapma hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Filmde de hissedebilirsiniz bunu. Bir çok sahnede aslında ben fotoğraf çekmek için oradaydım ve istediğim karelerden sonra video kaydediyordum. Fakat bir süre sonra kendi kendimi bu konu hakkında film yapmak isterken buldum. Ve son günlere doğru artık daha fazla video kaydı yapıyor daha az fotoğraf çekiyordum. İsviçre’ye geri geldiğimde artık emindim, belgesel film yapacaktım. Angelo Ludin ve finansal destek bulabileceğim çeşitli kuruluşlar ile iletişime geçtim.

Sen ve Afrikalı futbolcular, İstanbul’a farklı kültürlerden geldiniz. Ve Türkiye gibi bambaşka bir kültürel yapı içerisinde böylesine ilginç bir konu yakaladın. İstanbul’da senelerce yaşamış biri olarak Afrikalıları sokakta görüyordum ama nasıl yaşadıkları hakkında, neler yaptıkları hakkında herhangi bir fikrim yoktu. Bir nevi görünmezler İstanbullular için. Sence senin de İstanbul’a dışarıdan gelmiş olman, onlarla aranda farklı bir uyum yakalamana yardımcı oldu mu?

Bence ben de İstanbul’da yabancı olduğum için, benimle birlikteyken, Türklerle olduklarından daha rahattılar, bana daha açıktılar. Avrupa’dan gelmiş olmam da gözlerindeki imajımı etkiliyordu. Onları futbolcu olarak İsviçre’ye getirebileceğimi düşünüyorlardı. Ama en başta onlara durumu açıklıkla belirtmek zorunda hissettim kendimi. Sadece bir fotoğrafçı olduğumu, başka bir şey olmadığımı söyledim. Ama ortak noktamız hepimizin oraya ait olmadığıydı. İstanbul çok büyük ve fırsatlar şehri. Ama aynı zamanda zor bir şehir. Afrika’dan ol, Anadolu’dan ol fark etmiyor. Ama bizdeki o yabancı olma hissi bizi yakınlaştırdı.

Biraz da onların hayatı hakkında konuşalım. Hikayeleri çok farklı ama ortak noktaları futbol. Yolları nasıl İstanbul’a düşmüş?

Tanıştığım futbolcuların yarısı kendi kendilerine gelmişler. İstanbul’u duymuşlar, orada büyük futbolcu olabileceklerini hayal etmişler ve büyük beklentilerle gelmişler. Oldukları yerde iyi futbolcularmış ama profesyonel değillermiş. Bir futbol takımı ile kolayca anlaşabilecekleri gibi bir yanılgı içerisindelermiş. Tanıştığım oyuncuların diğer yarısı ise İstanbul’a gelmişler çünkü sahte menajerler tarafından dolandırılmışlar. Mesela kendisine menajer diyen birisi Kongo’ya geliyor ve bölgenin en iyi futbolcularını aramaya geldiğini söylüyor. Bir süre sonra sana çok iyi bir futbolcu olduğunu ve büyük bir Türk futbol kulübünün seninle ilgilendiğini belirtiyor. Sana hayal satmaya başlıyor. İyi para kazanacaksın, meşhur bir futbolcu olacaksın, ailene yardımcı olabileceksin vs. Tek yapman gereken ise uçak bileti, vize ve menajerlik ücreti için ona ödeme yapman gerektiği. Üzerinede ekliyor; nasılsa profesyonel futbolcu olunca o miktar parayı ilk bir kaç ay içerisinde kolayca kazanabileceksin. Benim tanıştıklarım gerçekten temiz yürekli futbolcular. Aileleri ile düşünüp taşınmışlar ve aslında onlar için çok büyük sayılabilecek bu parayı oradan buradan tamamlayarak bu dolandırıcılara teslim etmişler. Bu dolandırıcılar ise uçak biletini ve vizeyi organize etmişler ama aldıkları vize mesela öğrenci vizesi ya da turist vizesi, yani geçerliliği kısa süreli vizeler. Bu futbolcular hayalleriyle birlikte İstanbul’a geliyorlar ve geldikten sonra fark ediyorlarki dolandırılmışlar. Hayallerinin yıkılması bir yana, ailelerine durumu anlatamıyorlar bile. Çünkü herkesin onlardan beklentisi büyük. Dolayısıyla daha ilk günden itibaren her şeyin yolunda gittiğini söylemeye başlıyorlar. Ama İstanbul gibi bir yerde hiç bir şeysiz ayakta kalmak çok zor. Yine de farklı fırsatlar yaratmaya çalışıyorlar yaşabilmek için. Saatçilik yapıyorlar, hamallık yapıyorlar. Sadece bir kaç tane duyduğum haricinde futboldan para kazanan yok. O kazananlar da amatör takımlarda çok cüzi fiyatlara çalışıyorlar. Ailelerine para göndermek bir yana, hayatlarını sürdürebilmek için bile ucu ucuna yetecek derecede az paraya futbol oynuyorlar. İllegal işlerde çalışmak istemiyorlar. Özellikle futbolcular, gururlular. İllegal işlerle onurları zedelensin istemiyorlar.

Filmin yapımcısı ve yönetmeni Jonas Schaffter
Filmin yapımcısı ve yönetmeni Jonas Schaffter

Belgeselinde de izlediğimiz kadarıyla Feriköy’de Afrika futbol turnuvası düzenlenmiş. İlginç olmalı.

Evet, Feriköy’de Afrika Kupası düzenleniyordu ve benim çekimleri yaptığım 2012 yılında son kez düzenlendi. Düşün bir kere, bütün tribünler Afrikalılarla dolu. Bağırıyorlar, şarkılar söylüyorlar ve Afrikalı iki milli takım sahada ter döküyor. Tabi çok ilginçti, mesela maçtan önce Türk milli marşı okundu ama sahada Türk yoktu.

Peki Film Türkiye’de gösterime girecek mi?

Şu an Dilek Afsa tarafından Türkçe altyazı hazırlanıyor ama biraz daha zaman ihtiyacımız var. Eğer zamanında yetiştirebilirsek Nisan’da İstanbul Film Festivali’nde gösterilecek.

Bu güzel sohbet için teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim.