Dünyadan

İzlanda’dan cinsiyet eşitliği adımı

İzlanda, cinsiyet eşitliğinde dünyada birinci sıralarda fakat Margrét Pála Ólafsdóttir tarafından kurulan bu anaokulu İzlanda için bile alışılmışın dışında görülüyor.

İzlanda dünya cinsiyet eşitliği sıralamasında ilk sırada fakat bu okul bile İzlanda’nın standartlarının bile üstünde görülüyor.

Kendisini radikal feminist olarak tanımlayan Margrét Pála Ólafsdóttir tarafından 1989 yılında kurulan bu okul kalıplaşmış cinsiyet rollerini ve davranışlarını ortadan kaldırmayı amaçlıyor.

“Eşitliğe yaklaşmak için farklılıkları kabul etmeliyiz.”

Okulun bakış açısına göre, kız ve erkek öğrenciler günlerini ayrı geçirmeli böylelikle üstlerinde bir baskı hissetmeden kişiliklerini geliştirebilir, ilgi alanlarını bulabilirler. Okuldaki oyuncaklar tamamen “cinsiyetsiz” ve tüm çocuklar aynı üniformayı giyiyor.

Okulun kurucusu Ólafsdóttir’e göre, kızların hassas olmaları kurban olmalarına, erkeklerin güçlü olmaları sinire ve şiddete dönüşebilir. 3 yaşındaki Elia, sınıf arkadaşlarının önünde masaya tırmanıyor, yumruklarını havaya atıp “Ben güçlüyüm.” diyor.

Okul kurulalı otuz yıl olurken İzlanda’da anaokulu çağındaki çocukların yüzde 8’i bu okula geliyor.

“Oyuncaklar bebekler sadece erkekler içindir. Kızların bunu çalışmasına gerek yok.” diyen Cardew bunu cinsiyetlerin tamamlanması olarak açıklıyor. Erkekler için son derece minimalist bir sınıf hazırlayan Cardew, erkeklerin saçlarını yapabilecekleri, oje sürebilecekleri odaların bulunduğunu da belirtiyor.

Öğretmenlerin asıl hedefi erkek çocukların empati ve ilgi gösterebilme özelliklerinin geliştirilmesiyken, kız çocuklarına cesaret ve özgüven aşılamak. Ólafsdóttir’e göre kızlar daha sosyal, yardımsever ve önce “biz” diyor. Öte yandan, erkekler daha çok bireysel davranıyor ve önce “ben” diyor. Ólafsdóttir hayattaki ilk değişkenin cinsiyet olduğunu söylüyor ve çocuklar bunu neleri yapmamalıyız olarak öğreniyor.

Okulun ilk öğrencilerden Bára Ragnhildardóttir bugün 31 yaşında.Ragnhildardóttir o günleri hatırlayarak, “Masalarından üstünde zıplamak, karda çıplak ayak koşmak ilk başlarda beni korkutmuştu. Beni cesaretlendirdi ve zorluklarla başa çıkabileceğim hissini verdi.” diyor.