Yazarlar

İsviçre`den Türk markası çıkar mı?

Bu bölümde sizin için her ay yazacağım yazılarla; reklam, markalaşma, pazarlama konularında hem genel hem de İsviçre`ye özel soruların peşinden gitme niyetindeyim. Bu yazılar kimin için mi? Politikadan çizgi filme birçok alana etki eden `iletişim`in sırlarını merak eden; iş yasamında başarısını artırmak isteyen; ilham veren markaların hikayelerini merak eden herkes bu maceraya davetlidir!

Uzun yıllar İstanbul`daki reklam ajanslarında birçok önemli markaya, içinde olmaktan keyif aldığım projelerle hizmet verdim. Zürih`e yerleştikten sonra reklamcılık maceram kurumsal iletişim alanında devam etti. Şimdiyse Pusula Media çatısı altında, marketing alanındaki tecrübelerimi İsviçreli ve Türk markalarla paylasmaktayım. Bu bölümde de reklam ve pazarlama alanında dikkate değer konuları sizler için ele almaktan mutluluk duyacağım.

Başlığımı değerli marka danışmanı ve pazarlama iletişimi teorisyeni  Güven Borça`nın Bu Topraklardan Dünya Markası Çıkar mı? adlı ünlü kitabına göz kırparak seçtim. Borça kitabında Türk şirketlerinin markalaşma serüvenini mercek altına alıyor ve şu can alıcı soruları soruyordu:
Dünyanın ilk 500 markası arasında neden bir Türk markası yok?
Herkes gayrimenkule yatırım yaparsa dünya markamız olur mu?
Çayımızı, simidimizi, peynirimizi, seramiğimizi, kültürel değerlerimizi nasıl markalaştırırız?

Bu soruları Borça ilk kez 2002 yılında sormuştu. Yıllar içinde Türkiye`de markalaşma adına birçok sevindirici gelişme yaşansa da kitabın bahsettiği sorunlar hala geçerli. Peki şimdi gelelim işin İsviçre, geniş anlamda ise Avrupa`da yaşayan Türk girişimcisi ayağına…

Neden bir Türk girişimcinin markası da büyükler liginde oynamasın?

İsviçre`de birçok alanda kaliteli işler yapan şirketlerimiz olduğunu biliyoruz. Çoğunun amacı sadece Türkler arasında değil tüm İsviçre`de, hatta dünyada kabul görmek. Bunun yolu şüphesiz marka olabilmekten geçiyor. İsviçre`deki bir Türk girişimcisinin işi biraz deplasmanda oynamaya benzese de, aslında bizi bekleyen zorluklar ve fırsatlar kol kola.

*Kurumsallaşmaktan kaçmayacağız! O gün er  ya da geç gelecek. Patronun her yükü üstlendiği, tek karar verici olduğu, işini kimselere emanet edemediği yapılar yerine, sistemin söz sahibi olduğu işletmelere dönüşmeliyiz.

*Etimiz ne budumuz ne? diyerek tanıtım bütçesini en gereksiz yük gören firmalara Ford Oto`nun kurucusu Henry Ford`dan bir tavsiye: “Reklam bütçesini durdurarak paradan tasarruf etmek isteyen bir adam, saati durdurarak zamandan tasarruf etmek isteyen adama benzer.” Bundan yaklaşık 100 yıl önce reklam gerçeğini gören ve istikrarlı reklamın önemini bilen Henry Ford yanılıyor olamaz. Neyse ki internet ve mobil iletişimin yaygınlaşmasıyla artık her bütçeye göre tanıtım yapılabiliyor. Bahanemiz yok, yeter ki işi kaliteden ödün vermeden, işin profesyonellerine yaptırın.

*Etrafınıza bakın! Sadece Türklerle değil komşularınızla; İsviçreli, Alman, Arap, İtalyan, Sırp, Arnavut… herkesle iletişime geçin. Ayakta kalmak için hem İsviçre kültürünü hem burada yaşayan göçmenlerin beklentilerini iyi analiz edin. Bu da dili iyi bilmek, entegrasyonu sağlamak ve farklı kültürlere açık olmakla mümkün olacaktır.

*Markanız için baştan aşağı bir check up`a girin. İşletmenizi markaya dönüştürmek için durum analizi yapın. Gereken stratejileri geliştirip, yola boşa kürek çekmeden devam edin!

İsviçre`den bir Türk markası tabii ki çıkar,  yeter ki oyunu kuralına göre oynasın!