
İsviçre’de iki aile, kanserle mücadele eden kızlarının günlük yaşamını anlatarak çocukluk çağı kanserlerinin zorluklarına dikkat çekti.
Niggli’ye göre kanserin yüzde 100 oranında tedavi edilebilmesi, hastalığın doğası gereği muhtemelen hiçbir zaman mümkün olmayacak.
Niggli, kanserin tek bir hastalık olmadığını, yüzlerce farklı alt türden oluştuğunu ve her tümörün kendine özgü biyolojik özellikler taşıdığını vurguluyor. Kanser hücrelerinin “akıllı” olduğunu belirten uzman, bu hücrelerin tedavi sırasında özelliklerini değiştirebildiğini, bazı hücrelerin tedaviden saklanarak hayatta kalabildiğini ve zamanla ilaçlara direnç geliştirdiğini söylüyor. Bu nedenle tek bir evrensel tedavi yaklaşımı geliştirmek mümkün değil.
Çocukluk çağı kanserlerinin yetişkinlerde görülenlerden belirgin şekilde farklı olduğunu belirten Niggli, bunun temel nedeninin tümörlerin çoğunun embriyonal veya erken gelişim dönemine ait, olgunlaşmamış hücrelerden kaynaklanması olduğunu ifade ediyor. Yetişkinlerde kanser çoğunlukla yıllar içinde biriken DNA hasarlarıyla ilişkilendirilirken, çocuklarda tümörler genellikle embriyonal dönemde ortaya çıkan hatalı gelişim süreçlerinden kaynaklanıyor. Bu nedenle bazı kanser türleri yalnızca çocuklarda görülüyor ve çok hızlı büyüyebiliyor.
Tıbbi ilerlemeler sayesinde çocukluk çağı kanserlerinde hayatta kalma oranları son 50 yılda dramatik biçimde yükseldi. 1970’lerde çocukların yüzde 40’ından fazlası kanser nedeniyle hayatını kaybederken, bugün bu oran yüzde 80’in üzerine çıktı. Ancak Niggli, tüm gelişmelere rağmen kanserin tamamen ortadan kaldırılmasının gerçekçi olmadığını belirtiyor. Bazı tümörlerin olağanüstü uyum yeteneğine sahip olduğunu, genetik yapılarını sürekli değiştirdiklerini ve bu nedenle tedavilere direnç geliştirdiklerini söylüyor.
20 Minuten’in görüştüğü ailelerdeki çocuklar lösemi ve kemik kanseriyle mücadele ediyor. Niggli, lösemi tedavisinde bugün genetik ve moleküler testlerle hastalığın alt türünün çok hassas şekilde belirlendiğini, laboratuvar ortamında hangi tedavinin en etkili olabileceğinin test edilebildiğini ve son yıllarda immünoterapilerin önemli bir rol oynadığını anlatıyor. Kemik kanserinde ise araştırmalar genetik belirteçlere ve tümörün biyolojik imzasına odaklanıyor. Ancak uzmanlara göre kemik kanserinde başarı oranları hâlâ lösemi kadar yüksek değil.
Niggli, modern tıbbın sağladığı ilerlemelere rağmen kanserin karmaşıklığı nedeniyle “tam iyileşme” kavramının hiçbir zaman yüzde 100’e ulaşmayacağını, ancak tedavilerin giderek daha etkili ve hedefe yönelik hale geldiğini vurguluyor.







