
Ekonomik görünümün belirsizleştiği bir dönemde, siyasetçiler arasında temel soru giderek daha sert bir şekilde soruluyor: Daha fazla tasarruf mu, yoksa yeni gelir kaynakları mı?
SVP Ulusal Meclis Üyesi ve Finans Delegasyonu Başkanı Lars Guggisberg, mevcut bütçe çizgisinden açıkça rahatsız. 2026 bütçesinde federal harcamaların 5 milyar franktan fazla artmasını “kabul edilemez” olarak niteliyor. Ona göre federal mali disiplin, artan harcama baskısı altında zayıflıyor ve hükümetin öncelikleri yanlış belirleniyor.
Daha ılımlı bir değerlendirme yapanlardan biri, Merkez Parti’den Valaisli Ständerat Beat Rieder. Rieder, 2026 için dengeli bir bütçe ortaya koyulduğunu vurgulasa da, asıl sorunun 2027’den itibaren devreye girmesi planlanan Entlastungspaket 27 (EP27) olduğunu belirtiyor. Federal Konsey’in hedefi, EP27 ile her yıl 2–3 milyar franklık harcama baskısını azaltmak ve bütçe tartışmalarını daha öngörülebilir hâle getirmekti. Ancak Ständerat’ın paketi yaklaşık üçte bir oranında küçültmesi, özellikle sağ partilerde ciddi endişe yarattı.
FDP Ulusal Meclis Üyesi Peter Schilliger, EP27’nin zayıflatılmasının gelecekte çok daha sert tasarruf önlemlerini zorunlu kılacağını savunuyor. Ona göre, “sağlıklı büyüklükte” bir paket olmadan 2027 ve sonrasında bütçe dengesi korunamayacak. Schilliger ayrıca, 13. AHV ödemesi ve ordu bütçesinin artırılması gibi siyasi kararların, ek tasarruf paketlerini kaçınılmaz kıldığını hatırlatıyor.
Tartışmanın diğer ucunda ise SP Ständerat’ı ve Finans Komisyonu Başkanı Eva Herzog yer alıyor. Herzog, harcamaların daha fazla kısılmasına karşı çıkıyor ve geleceğe yönelik yatırımların korunması gerektiğini savunuyor. Ona göre, sürekli kesinti politikası ülkenin uzun vadeli rekabet gücünü zayıflatır. Herzog, EP27’nin tehlikeye girdiğini düşünüyor ve Ulusal Meclis’in yalnızca harcama tarafına odaklanmasının bir referanduma yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Ayrıca, Schuldenbremse’nin (borç freni) tamamen dokunulmaz olmadığını, ancak modernize edilmesi gerektiğini dile getiriyor.
Herzog’un önerilerinden biri, federal bütçede kullanılmayan ve yıl sonunda otomatik olarak borç azaltımına giden kredi artıkları (Kreditreste) için yeni bir düzenleme yapılması. Bu fonların esnek biçimde kullanılabilmesi hâlinde, yılda yaklaşık 1 milyar franklık ek kaynak yaratılabileceğini savunuyor. Ancak Federal Konsey de, Parlamento da bu fikre şimdiye kadar sıcak bakmadı.
Ekonomik görünüm ise tartışmayı daha da karmaşık hâle getiriyor. Beat Rieder, tüm tarafların artan gelir beklentisiyle hareket ettiğini, ancak olası bir ekonomik durgunluğun bütçe hesaplarını hızla altüst edebileceğini hatırlatıyor. Bu nedenle, 2026’nın finans politikasında belirsizliklerin yoğun olduğu bir yıl olacağı şimdiden görülüyor.
Sonuç olarak, Bern’de finans politikası iki farklı yaklaşım arasında sıkışmış durumda: Harcamaları kısmayı savunan muhafazakâr çizgi ile geleceğe yatırım yapılması gerektiğini savunan sosyal demokrat yaklaşım. EP27’nin akıbeti, Schuldenbremse’nin geleceği ve ekonomik büyümenin seyri, 2026’nın en kritik siyasi başlıkları arasında yer alacak.







