
2004 yılında yapılan halk oylamasında, tedavi edilemez ve son derece tehlikeli suçluların ömür boyu serbest bırakılmadan tutulması kararlaştırılmıştı. Ancak uygulamada bu kararın neredeyse hiç hayata geçmediği görülüyor. Bugüne kadar yalnızca bir vakada kesinleşmiş ömür boyu gözetim kararı verildi.
Sorunun merkezinde ise hukuk ile insan hakları arasındaki çelişki yer alıyor. İsviçre Federal Mahkemesi, bir kişinin ömür boyu tutulabilmesi için iki uzmanın, suçlunun hayatı boyunca tedavi edilemez olduğunu kesin şekilde kanıtlaması gerektiğine hükmetti. Uzmanlara göre bu tür bir öngörü neredeyse imkânsız.
Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) yaklaşımı da sistemi sınırlıyor. Mahkemeye göre bir mahkûmun cezası ne kadar ağır olursa olsun, belirli aralıklarla gözden geçirilmesi ve serbest kalma ihtimalinin bulunması gerekiyor. Bu da “asla serbest bırakılmama” ilkesini hukuken zayıflatıyor.
Bu nedenle İsviçre’de birçok tehlikeli suçlu doğrudan ömür boyu tutulmak yerine terapötik programlara yönlendiriliyor. Ancak eleştirmenler, bunun kamu güvenliği açısından risk oluşturabileceğini savunuyor. Geçmişte izinli çıkan bazı mahkûmların yeniden suç işlemesi bu endişeleri güçlendirdi.
Uluslararası karşılaştırmalar ise farklı bir tablo sunuyor. Örneğin İngiltere gibi ülkelerde “ömür boyu hapis” çoğu zaman fiilen hayatın sonuna kadar sürüyor. Uzun cezalar sayesinde ayrı bir gözetim sistemine daha az ihtiyaç duyuluyor.
Sonuç olarak İsviçre’de sistem bir ikilemle karşı karşıya:
Toplum güvenliği mi, yoksa insan hakları mı öncelikli olmalı?
Bu soruya verilecek yanıt, ülkenin ceza politikasını uzun yıllar etkilemeye devam edecek.




