Dünya gerçekten daha mı çılgın hale geldi, yoksa sadece öyle mi hissediyoruz? İsviçre Radyo ve Televizyon Kurumu (SRF), onuncu yılını kutlayan SRFglobal programı kapsamında bu sorunun peşine düştü. Federal Başkan Karin Keller-Sutter, dünya siyasetindeki sarsıntılara ve İsviçre’nin konumuna dair değerlendirmelerde bulundu.
Keller-Sutter, “Dünya zaten hiçbir zaman tam anlamıyla düzenli ve sakin olmadı” diyerek söze başladı. İki dünya savaşı, Yugoslavya’daki kanlı çatışmalar ve Soğuk Savaş’ın mirası, tarihte her kuşağın büyük krizlerle yüzleştiğini gösteriyor. Ona göre 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra ortaya çıkan “ebedi barış” beklentisi bir yanılsamaydı. Dünya şimdi yeniden “çıplak güç siyaseti” dönemine dönmüş durumda.
Günümüzde ABD ve Çin arasındaki rekabet, küçük ve dışa bağımlı ülkeler için zor kararları beraberinde getiriyor. İsviçre, Federal Başkan’a göre, taraf seçmek yerine çeşitliliğe dayalı ilişkiler sürdürmek istiyor: “Avrupa Birliği ile en önemli ticaret ortaklığımız var, ABD ile dengeli ilişkiler kuruyoruz ve Çin’le serbest ticaret anlaşmamızı yenileme sürecindeyiz. Bunun yanında Hindistan ve Mercosur ile de yeni anlaşmalar imzaladık.”
Keller-Sutter, Avrupa’nın jeopolitik zayıflığına rağmen hâlâ ekonomik açıdan İsviçre için vazgeçilmez olduğuna dikkat çekiyor: “450 milyon nüfuslu bir pazar ve İsviçre’nin en büyük ticaret ortağı. Avrupa güçlü olursa biz de kazanırız.” Ancak borç yükü ve sosyal baskılar nedeniyle AB’nin kendi içinde ciddi sınavlarla karşı karşıya olduğuna da işaret ediyor.
İsviçre’nin gelecekteki en büyük zorluklarından biri göç ve demografi. Keller-Sutter’a göre mesele siyah-beyaz değil: “Yaşlanan nüfus işgücü açığını büyütüyor, bu yüzden göçe ihtiyacımız var. Ancak göç çok hızlı olursa ya da entegrasyonda zorluklar çıkarsa, bu toplumsal sorunlara yol açabiliyor.” İsviçre halkı, diyor Keller-Sutter, katkı sağlayan göçmenleri takdir ediyor; ancak ayrımı yapmak kolay değil.
Küresel ölçekte demokrasilerin sayısı azalırken, otokratik yönetimler artıyor. Buna rağmen Keller-Sutter, demokrasinin hâlâ büyük bir çekim gücü olduğuna inanıyor: “Neden insanlar Batı’ya gelmek istiyor? Çünkü demokrasi, refah ve özgürlük getiriyor. Ama demokrasi kendiliğinden var olan bir değer değil; emek ister. İsviçre’nin doğrudan demokrasisi bunun en iyi örneği.”
Keller-Sutter, pandemi döneminde alınan sert önlemlerin toplumsal güveni sarstığını kabul ediyor. “O günkü bilgilerle hareket ettik, ama insanlar kendilerini kısıtlanmış hissetti. Bu, devlete karşı beklentileri ve eleştirileri artırdı.”
Federal Başkan, geleceğe kaygıyla değil, temkinli bir umutla bakıyor: “İsviçre’nin gücü hukuk devleti, doğrudan demokrasi ve uluslararası güvenilirliğidir. Değerlerimize sadık kalırsak, orta ve uzun vadede başarılı oluruz.”
SRF’nin derlediği istatistikler, dünya düzeninin son 20 yılda nasıl dalgalandığını ortaya koyuyor: