Yazarlar

İnsan sevmez mi?

İlk asker yeşili montu dikkatimi çekti. "Yakışmış" dedim içimden. Hissetmiş gibi İsviçre'nin soğuğundan bahsederken "bu mont dedemden kalma" dedi.

İlk asker yeşili montu dikkatimi çekti. “Yakışmış” dedim içimden. Hissetmiş gibi İsviçre’nin soğuğundan bahsederken “bu mont dedemden kalma” dedi. Aile kavramı onun için değerliydi. Annem, babam, ablam kelimesini sıkça kullandı. Yolda yürürken yanımızdan geçen çocukları görünce hemen kafasını çevirdi, gülümsedi. “Soner Sarıkabadayı’dan iyi bir baba olur” dedim tabi yine içimden.

“4 yaşındayım. Mersin’de yaşıyoruz. Balkondan babamın geldiğini gördüm. Koşarak aşağıya indim. Babam apartmana girmeden onu yakalayıp: “Baba kola almaya gidelim” dedim. O zamanlar cam şişede satılan bir litrelik kolalar vardı. Eve giderken ısrar ettim “ben taşıyacağım” dedim. Apartmanın girişinde elimden düşürdüm. O an ilk söylediğim şey şu olmuş: “Baba bu şişeyi benim düşürüp kırdığımı anneme sakin söyleme, kızar sonra çocuğun eline niye verdin diye.” Dinlerken hikayeyi “tamam” dedim. “Şimdi anlaşıldı…” Sadece ince düşünceli değil, duygusal da biriydi. Kendinden önce başkalarını düşünen, sahip olduğu şeylerin ödünç olduğunun farkında olan, hak ettiği kadarını alıp, hak ettiğinden fazlasını da teşekkür edip teslim etmesini bilen biri.

Merak ettiğim sorunun cevabı sanki aklımda belirmeye başlamıştı. Bana fena dokunan “Sadem” şarkısını her dinleyişimde bu sözlerin, melodinin nasıl çıktığını sordum kendime. Ne yaşamış olmalıydı bir insan bu kadar dokunaklı yazıp, söyleyebilmek için?

“Sadem önce benim sıkıntıma derman oldu. Söylemek isteyipte söyleyemediğim herşeyi söyleyebilmeme vesile oldu. Şarkı seni en güçsüz, zayıf, yardıma muhtaç hissettiğin bir anda yakalıyor. Sen aslında o ana gitmek istemiyorsun, şarkı seni sürüklüyor. O en hatırlamak istemediğin anın Fotoğrafı işte “Sadem”. Kaçtığın o Fotoğrafla seni yüzleştiriyor ve rahatlatıyor.”

Hiçbir olumsuzluğa yer yoktu bu sohbette. O anlattıkça negatifliğin bizim sohbetimizden ziyade Soner’in hayatında yeri olmadığını anladım.

Soner_me
Asiye Sınıcı ve Soner Sarıkabadayı bir arada.

Şükür ve teşekkürle dolu olan bir kalp vardı karşımda. Kendini fazlasıyla seven, iddialı, şansının farkında olan, yeteneğine inanan, sıcacık bakan, gülümseyen ve güldüren.

“İnsan önce kendini sevmeli bir başkasını sevebilmesi için” demişti bir yazar kitabında. Yazarın ismini hatırlamasam da söylediği kazındı aklıma. “Önce yaptığım şarkıyı dinlerken kendi kalbime dokunabilmeli, başkalarının hislerine tercüman olabilmesi için” dedi Soner. Galiba yazarın da anlatmak istediği buydu.
Paylaşmayı sevdiğini pizzasını gösterip “Bir parça ister misin?” demesinden anlamak zor değildi.

En büyük hayal kırıklığını sorduğumda: “8 yaşlarındayım. Okula giderken Annem ekmeğin her iki köşesini keser, arasına peynir koyar, onları alüminyum folyo`ya sarıp çantama yerleştirirdi. Ben o ekmeğin bir tanesini paylaşırdım. Neredeyse her gün ekmeğimi paylaştığım bir arkadaşımın bir gün benimle paylaşmadığını gördüğümde o kadar çok üzülmüştüm ki, anlatamam… İnanamamış, anlayamamıştım. Atlatmam zaman aldı.”

Cesaretimi toplayıp taze bir konuya girdim: “Eski sevgilinle ayrılalı kısa bir zaman oldu. Kalbin ne durumda? Küs mü aşka?” – “Yok” dedi ve ekledi: “mutlu olmak için beklemiyorum.”

“Çok sevenin var. Sıkılmıyor musun zaman zaman onların yoğun ilgisinden?” diye sorunca: “deli misin” dedi “ ben bunun için yazıp- söylüyorum. Onlara her fırsatta teşekkür ediyorum” deyince “kaldı mı senin gibi…?” dedim, tabi yine içimden.

Mütevazi değil yeteneği konusunda. Aşık işine. Tarzı, çizgisi olan biri. Dıştan mesafeli, ciddi, kimine göre sert görünen Soner’in görünmeyen tarafıyla tanışın istedim. Yerdeki ekmeği alıp masaya koyduğunu görmemle oluşan yüzümdeki kocaman tebessümle ayrıldım yanından.

Şimdi bu adamı “İnsan sevmez mi?” 🙂

X