
Sektörün çatı kuruluşu tarafından daha önce verilen söz tutulurken, geliştirilen yeni yöntemlerle hem etik kaygılara yanıt veriliyor hem de üretim zinciri yeniden şekilleniyor.
Yumurta üretiminde erkek civcivler ekonomik açıdan kullanılmadıkları için bugüne kadar doğumdan hemen sonra itlaf ediliyordu. İsviçre’de her yıl 2 milyondan fazla erkek civciv bu nedenle öldürülüyordu. Önce öğütme, ardından boğma yöntemleri kullanılmış, ancak bu uygulamalar kamuoyunda giderek daha fazla tepki çekmeye başlamıştı.
Geçtiğimiz yıl Gallo Suisse, 2026’dan itibaren canlı civcivlerin öldürülmesine son verileceğini açıklamıştı. Bu hedef, teknolojik gelişmeler sayesinde beklenenden daha erken hayata geçirildi. İsviçre Yumurta Sektörü Başkanı Daniel Würgler, yeni sistemin işleyişini kamuoyuna anlattı.
Yeni yöntemde, yumurtalar kuluçka sürecinin 11. ya da 12. gününde özel bir taramadan geçiriliyor. Manyetik rezonans benzeri bir görüntüleme tekniği ile yapay zekânın birlikte kullanıldığı bu sistem sayesinde, embriyonun dişi mi erkek mi olduğu henüz yumurta aşamasındayken tespit edilebiliyor. Erkek olduğu belirlenen yumurtalar bu aşamada devre dışı bırakılıyor ve böylece canlı civcivlerin öldürülmesi önlenmiş oluyor.
Yumurta fiyatlarına yansıyan etik dönüşüm
Bu etik dönüşümün tüketiciye de bir maliyeti olacak. Uzmanlara göre, geleneksel yumurtaların fiyatı adet başına 1–2 sent artacak. Organik yumurtalarda ise bu artışın 3–5 sent arasında olması bekleniyor. Bunun temel nedeni, organik üretimde erkek civcivlerin yumurtadayken elenmesi yerine büyütülerek et üretiminde değerlendirilmesi.
Ancak bu noktada yeni bir zorluk ortaya çıkıyor. Et verimi düşük olan bu horozlar için pazar bulmak kolay değil. Daniel Würgler, bu sorunun aşılması için tüketicilere çağrıda bulunarak, geçmişte yaygın olan geleneksel tariflerin yeniden keşfedilmesini öneriyor. “Poule au pot” gibi yemeklerle İsviçre’de yetiştirilen tüm tavukların değerlendirilebileceğini savunuyor.
Sektör temsilcilerine göre atılan bu adım, hayvan refahı açısından önemli bir dönüm noktası olurken, üretim ve tüketim alışkanlıklarında da kalıcı bir değişimin habercisi niteliğinde.








