
ABD Başkanı Donald Trump’ın izlediği sert ve öngörülemez politikalar, Avrupa’da Washington yönetimine duyulan güveni zayıflatırken Almanya’da dikkat çekici bir tartışmayı yeniden gündeme taşıdı: ABD’de tutulan Alman altınları ülkeye geri getirilmeli mi?
Değeri 100 milyar euronun üzerinde olan yaklaşık 1236 ton Alman altını, hâlen ABD’deki kasalarda muhafaza ediliyor. Trump yönetiminin gümrük vergisi tehditleri ve Grönland’a yönelik açıklamaları, transatlantik ilişkilerin geleceğine dair soru işaretlerini artırırken, bu durum Almanya’daki siyasi ve ekonomik çevrelerde rahatsızlık yaratıyor.
Avrupa Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı Marie-Agnes Strack-Zimmermann (FDP), bu güvensizlik ortamında dikkat çeken bir çıkış yaptı. “Ağırlığınca altın değerinde” bir çözüm sunduğunu belirten Strack-Zimmermann, Trump’ın son siyasi adımları ışığında Alman altınlarının ABD’de tutulmasının artık savunulamayacağını ifade etti. Bu açıklama, Almanya’da uzun süredir var olan “altınlar geri getirilmeli mi?” tartışmasını yeniden alevlendirdi.
Almanya, yaklaşık 3350 tonluk rezerviyle ABD’nin ardından dünyanın en büyük ikinci altın rezervine sahip ülkesi konumunda. Alman altınlarının ülkeye geri getirilmesi yönündeki talepler yeni değil. Kamuoyu yoklamaları, halkın önemli bir bölümünün bu fikre olumlu yaklaştığını gösteriyor. Benzer bir tartışma, dünyanın üçüncü büyük altın rezervine sahip olan İtalya’da da zaman zaman gündeme geliyor.
Almanya altınlarını neden ABD’de tutuyor?
Almanya’nın toplam altın rezervinin yaklaşık yüzde 36,6’sı ABD’de bulunuyor. Bu durumun kökeni, İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşturulan ve sabit döviz kurlarına dayanan Bretton Woods sistemine dayanıyor.
Alman Ekonomi Enstitüsü’nde (IW) Para Politikası ve Finansal Piyasalar kıdemli ekonomisti Dr. Demary, sürecin arka planını şöyle özetliyor: O dönemde dünya genelinde para birimleri dolara, dolar ise altına endeksliydi. Almanya’nın ABD ile verdiği yüksek ihracat fazlası nedeniyle büyük miktarda dolar birikti. Döviz kuru istikrarını sağlamak amacıyla bu dolarlar altına çevrildi ve Alman altın rezervleri bu şekilde oluştu.
Soğuk Savaş yıllarında da altınların yurt dışında tutulması pratik ve güvenli bir tercih olarak görüldü. Olası bir Sovyet tehdidi karşısında ABD, güvenli bir depolama alanı kabul ediliyordu. Zamanla altınların bir bölümü Almanya’ya geri taşındı. 2017’ye kadar New York’tan 300 ton, Paris’ten 380 ton ve Londra’dan 900 ton altın ülkeye getirildi.
Bu süreç, Bundesbank’ın 2013’te açıkladığı ve 2020 itibarıyla Almanya’nın altın rezervlerinin en az yarısının ülke içinde tutulmasını hedefleyen planın bir parçasıydı.
Altınları geri getirmenin riskleri
Strack-Zimmermann ve benzer görüşteki siyasetçi ve ekonomistler, Trump’ın ticaret ve dış politikadaki öngörülemez adımlarını, altınların ABD’den çekilmesi için önemli bir gerekçe olarak görüyor.
Dr. Demary ise yurt dışında tutulan her varlığın belli riskler barındırdığını kabul etmekle birlikte, hırsızlık veya güvenlik ihlali riskinin altın Almanya’da olsa da tamamen ortadan kalkmayacağını vurguluyor. Ayrıca ABD’nin döviz rezervlerinde yaşanabilecek olası bir sıkışma durumunda, Washington’un altınların transferine izin vermemesi ihtimalinin de teorik olarak var olduğunu belirtiyor. Bu nedenle Bundesbank, geçmişte New York’taki altın rezervlerini düzenli denetimlerle yerinde kontrol etti.
Buna karşılık Demary, altınların ABD’de tutulmasının avantajlarına da dikkat çekiyor. Almanya’da ciddi bir bankacılık krizi yaşanması ve acil dolar ihtiyacı doğması halinde, altınların ABD’de bulunmasının pratik fayda sağlayabileceğini ifade ediyor.
Altınların geri getirilmesi ise ciddi lojistik ve güvenlik riskleri içeriyor. Altınların zırhlı araçlarla taşınması, deniz yoluyla korunması ve Frankfurt’a yüksek güvenlik önlemleri altında ulaştırılması gerekiyor. Soygun, kazalar, hatta yükün el konulması gibi ihtimaller bu sürecin riskleri arasında sayılıyor.
Siyasi mesaj mı, popülist çıkış mı?
Strack-Zimmermann’ın açıklamalarının siyasi bir mesaj taşıyıp taşımadığı da tartışma konusu. Dr. Demary bu soruya net yanıt veriyor ve bunun daha çok sembolik bir siyasi hamle olduğunu düşünüyor.
Ekonomiste göre bu çıkış, Trump’ın gümrük vergisi tehditlerine karşı “altınlarımızı geri alıyoruz” mesajı vermeyi amaçlayan bir refleks olabilir. Ayrıca altının stratejik ve ekonomik öneminin, siyasi söylemde olduğundan biraz daha büyük gösterilmiş olabileceğini belirtiyor.
Demary, Trump’ın istemesi halinde bile Alman altınlarını doğrudan bir baskı aracına dönüştürmesinin kolay olmadığına dikkat çekiyor. ABD Merkez Bankası’nın (Fed) para politikasında bağımsız olduğunu, hükümetin doğrudan müdahale edebilmesi için yasal değişiklikler gerektiğini hatırlatıyor.
En olumsuz senaryoda dahi, ABD’nin altınları teslim etmemesi durumunda hukuki yolların açık olduğunu veya dolar üzerinden tazminat talep edilebileceğini belirten Demary, genel değerlendirmesini şu sözlerle özetliyor: Artıları ve eksileri karşılaştırıldığında, Alman altınlarının ABD’de tutulmasının avantajları, ülkeye geri getirilmesinden daha ağır basıyor.




