
Brüksel, bu baskı ortamında yeni ortaklıklar kurma ve alternatif pazarlara açılma arayışına girdi.
Yılın ilk büyük sarsıntısı Washington’dan geldi ancak Avrupa’yı zorlayan tek gelişme bu olmadı. ABD, ani bir yön değişikliğiyle iç pazara odaklanan milliyetçi bir ticaret politikası izlemeye başladı ve küresel ölçekte geniş kapsamlı tarifeler uygulamaya koydu. Bu adımlar, küresel ticaret akışlarının yeniden şekillenmesine yol açarken, yön değiştiren ticaret hacminin önemli bir bölümü Avrupa pazarına yöneldi.
Aynı süreçte ABD ile Çin arasındaki gerilim keskinleşti. Pekin yönetimi, Avrupa’nın teknoloji ve sanayi sektörleri açısından hayati öneme sahip nadir toprak elementlerine yönelik küresel bağımlılığı bir kaldıraç olarak kullanmaya başladı.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Çin kaynaklı ihracatta yaşanan hızlı artış ve sanayi fazlasının Avrupa pazarlarını doldurma riski konusunda uyarıda bulunarak “ikinci bir Çin şoku” ihtimaline dikkat çekti. Bu durumun, Avrupa’daki yerli üreticiler üzerinde ciddi baskı yaratabileceği ifade edildi.
Kurallara dayalı küresel ticaret sistemine bağlılığını sürdüren Avrupa Birliği, ticaret ortaklarını çeşitlendirme ve savunma araçlarını güçlendirme çabalarına rağmen, uluslararası iş birliğinden uzaklaşan yeni ticaret düzeni karşısında sınırlı bir hareket alanına sahip oldu.
Ukrayna’daki savaş devam ederken, Avrupa Birliği, ABD’ye olan güvenlik bağımlılığının ticaret alanında da ciddi kırılganlıklar yarattığını tecrübe etti.
Donald Trump’ın yeniden başkanlık koltuğuna oturmasıyla birlikte Washington, son yüz yılın en sert ticaret hamlelerinden birini başlattı. Avrupa Birliği, bir yandan ABD’nin artırdığı gümrük tarifeleriyle karşı karşıya kalırken, diğer yandan Çin’in uçaklardan beyaz eşyaya kadar birçok sektörde kullanılan kritik minerallerin ihracatına getirdiği kısıtlamalar nedeniyle baskı altına girdi.
Bu hassas dengede ilerlemeye çalışan AB, yeni ihracat fırsatları yaratmak amacıyla Latin Amerika, Orta Doğu ve Afrika’ya yöneldi. Ancak bu açılımlar da siyasi, ekonomik ve yapısal zorluklar barındırdı.
Euronews, 2025 yılına damga vuran ticaret gelişmelerini ve Avrupa Birliği’nin iki küresel süper güç arasında yaşadığı bu tarihi sıkışmaya verdiği yanıtları ayrıntılı biçimde ele alıyor.
“Kurtuluş Günü” ile gelen kırılma
On yıllardır süren ABD öncülüğündeki küreselleşme döneminin ardından Trump, 2 Nisan’da Beyaz Saray’ın Gül Bahçesi’nden yeni bir tarife paketini duyurdu. “Kurtuluş Günü” olarak adlandırılan bu adım, son yüzyılın en kapsamlı gümrük vergileriyle küresel piyasaları sarstı ve ABD’nin müttefiklerinde ciddi endişe yarattı.
Bu kapsamda Avrupa Birliği’ne yüzde 20 oranında gümrük vergisi uygulanırken, Washington bu kararı 300 milyar dolarlık ticaret açığıyla gerekçelendirdi. Brüksel ise farklı bir tablo sundu: Mallarda 157 milyar avroluk AB fazlası, hizmetlerde ise 109 milyar avroluk açık, ticaret dengesinin daha sınırlı olduğunu ortaya koydu.
Mal ve hizmetler birlikte değerlendirildiğinde, ABD’nin dile getirdiği 300 milyar dolarlık açık yaklaşık 50 milyar dolar seviyesine geriliyordu.
ABD ayrıca çelik ve alüminyumda uygulanan tarifeleri önce yüzde 25’e, haziran ayı itibarıyla yüzde 50’ye yükseltti. Amaç, sanayi üretimini ülke içine geri çekmek ve Çin’in hızla artan üretim kapasitesini sınırlamaktı. Bu süreçte Avrupa Birliği, Washington ile Pekin arasındaki ticaret mücadelesinin dolaylı mağduru haline geldi.
ABD’nin ticaret engellerini artırmasıyla birlikte, birçok ülke pazara erişim koşullarını yeniden müzakere etmek için harekete geçti. AB ile ABD arasındaki görüşmeler ise tehditlerin ve belirsizliğin hakim olduğu, gergin bir atmosferde yürütüldü. Trump, Avrupa’dan ithal edilen filmlerden şarap ve alkollü içkilere kadar birçok ürüne yüzde 200’e varan cezai vergiler uygulamakla zaman zaman tehdit etti.
Nisan ile temmuz ayları arasında Avrupa Komisyonu’nun Ticaretten Sorumlu Üyesi Maros Sefcovic, Washington’a 10 ziyaret gerçekleştirdi. Görüşmelere ABD Ticaret Bakanı Howard Lutnick ve Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer de katıldı ancak asıl belirleyici isimler Trump ve danışmanı Peter Navarro oldu.
Washington, ayrıca AB’nin “tarife dışı engeller” olarak nitelendirdiği Dijital Piyasalar Yasası (DMA) ve Dijital Hizmetler Yasası’nı (DSA) hedef alarak, bu düzenlemeleri iki taraf arasında önemli bir siyasi gerilim başlığına dönüştürdü.
Brüksel, düzenlemelerin kendi egemenlik alanına girdiğini savunurken, 72 milyar euroya kadar ABD ürününü kapsayan misilleme listeleri hazırladı. Bu listeler, müzakereleri sürdürmek amacıyla askıya alındı. Von der Leyen, ABD hizmet sektörünün hedef alınabileceğini dahi gündeme getirdi.
Fransa’nın öncülüğünü yaptığı bazı üye ülkeler ise 2023’te kabul edilen ve ekonomik baskılara karşı hizmetler, mülkiyet hakları ve lisansları hedef almayı mümkün kılan Zorlama Karşıtı Araç’ın devreye sokulmasını tartışmaya açtı.
Ancak bu seçeneklerin hiçbiri hayata geçirilmedi ve Avrupa sanayisi, daha ağır kayıplar yaşanabileceği endişesini taşımaya devam ediyor.







