Yazarlar

Bu Karanfili Nâzım Gönderdi

Geride kırmızı karanfiller bırakarak ayrıldılar, Nâzım Hikmet’in mezarından. Şairin ölüm yıldönümü olan 3 Haziran’da, mezarı başındaki anma etkinliğine katılanlar Novadeviç Mezarlığı’nın kapısına doğru yürürlerken, ben, girişteki tabeladan yerini tespit ettiğim kozmonotları bulmak üzere iç kısımlara doğru ilerlemeye başladım!..

Geride kırmızı karanfiller bırakarak ayrıldılar, Nâzım Hikmet’in mezarından. Şairin ölüm yıldönümü olan 3 Haziran’da, mezarı başındaki anma etkinliğine katılanlar Novadeviç Mezarlığı’nın kapısına doğru yürürlerken, ben, girişteki tabeladan yerini tespit ettiğim kozmonotları bulmak üzere iç kısımlara doğru ilerlemeye başladım!..

Onlar ki, burada, Nâzım Hikmet’le aynı mezarlıkta yatmaktadırlar. Koca şair, hayatının son yıllarında yazdığı şiirlerinde onlara mutlaka yer vermiştir. Nâzım, Rusya ve Amerika arasındaki uzay yarışını yakından takip ediyordu; bu nedenle, şiirlerinde bir yıldız gibi kayarak düşen imgelere rastlarız, uzay yolculuğuyla ilgili haberlere dair. İşte onlardan biri, 1960 yılının şubat ayında yazılmış “Sabah Karanlığı” adlı şiirden birkaç dize:

sonra bu sabah saat altıda
üçüncü suputnik
dönerken yeryüzünü 8879 kere
açılır yastıkta kocaman gözleri gülümün.

Mezarı başında durduğum ilk kozmonot Sergey Nikolayeviç Anohin oldu… 11 Ağustos 1962’de Vostok 3’ü kumanda eden Nikolayeviç, bir gün sonra uzaya fırlatılan Pavel Popoviç yönetimindeki Vostok 4 ile birbirlerine beş kilometre kadar yaklaşarak, uzayda ilk kez birden fazla insanın aynı anda bulunması gibi tarihi bir çokluğa imza atmışlardır. Nâzım aynı yıl yazdığı “Severmişim Meğer” şiirinde şu soruları soracaktır:

kosmos adamlarına sorularım var
çok daha iri iri mi gördüler yıldızları
kara kadifede koskocaman cevahirler miydiler
turuncuda kayısılar mı
kibirleniyor mu insanlar yıldızlara biraz daha
yaklaşınca
renkli fotoğraflarını gördüm kosmosun Ogonyok
dergisinde.

Bir gazetede çıkan haber ya da bir dergide gördüğü fotoğraflar… Nâzım Hikmet’in şiirlerinde uzay konulu tüm dizeleri bulup çıkaran ben, şimdi de, şairin yattığı mezarda ona komşu olan kozmonotları arıyorum… Başında uzay kaskı olan bir heykel görüyorum birden ve hızlı adımlarla ona doğru yürüyorum… Gherman Stepanovich Titov’un mezarı bu! Demek, o da Nâzım Hikmet ile aynı mezarlığa gömülü… Onun adını ilk kez duyuyor olabilirsiniz ama, Yuri Gagarin hastalansaydı ya da uçuşuna engel bir durum tespit edilseydi tüm dünya Stepanovich Titov’un adını ezberleyecekti! Çünkü Titov, uzaya gönderilecek ilk insanlar arasında yapılan seçmelerde 19 kozmonot arasında ilk ikiye girmeyi başarmış ve Gagarin’in yedeği olarak onunla aynı eğitimi almıştır. 12 Nisan 1961 günü yapılan ünlü uçuşta, Gagarin uzay gemisine binene kadar Titov ona eşlik etmiştir. Bir terslik anında uzaya çıkan ilk insan Titov olacaktı ama o, Gagarin’e başarılar dileyerek dünyada kalacaktır.
Çok değil, Gagarin’den üç ay sonra Titov, 6 Ağustos günü fırlatılan Vostok 2 ile uzaya çıkacaktır. Bu uçuşta Titov’un görevi, Sputnik 5 ile gönderilen Belka ve Strelka adlı köpeklerin uçuşunu tekrarlayarak dünyanın çevresinde on yedi tur yapmaktır. Ne var ki, bu yolculukta Titov rahatsızlanacak ve kozmonotlar ile astronotlarda çokça görülecek olan bir hastalığın ilk belirtilerini verecektir. Bu hastalık, iç kulağın dengesini kaybetmesinden doğan uzay tutmasıdır.
Titov’un uzaya çıktığı günlerde Nâzım Hikmet, hayatının en uzun uçak yolculuğuna hazırlanmaktadır. Şairin yaşadıklarını “Havana Röportajı” şiirinde okuruz. Şiir, uçakla başlar:

Pırağ-Havana uçağı Küba bale takımını bekliyor
sosyalist şehirlerde dans ettiler altı ay
sıcak denizlerdeki adalardan çığlıklarla kalkan renkli
kuşlardır
alışamadım bir türlü
uçak yerden kesilirken kazaların çeşidi gelir aklıma
hele kemeri bağlarken

Novadeviç Mezarlığı’nda kozmonotları ararken büyüleyici, çarpıcı, insanı yanına çağıran mezarlarla karşılaşıyorum. Mezar taşları ve heykeller o kadar etkileyici ki, mezarların arasındaki yollar bir müzenin koridorlarını andırıyor. Bir mezarın üstünde, yerden çıkan iki elin avuçları arasında duran kırmızı camı görünce, oraya doğru yürüdüm. Aleksandr Nikolayeviç’in mezarıdır bu; Bakulev Hastanesi’nde cerrahlık yapan Aleksandr Nikolayeviç!
Nâzım Hikmet kozmonot Nikolayeviç’in ve Titov’un başarılarından haberdardı… Ama, şairin ölümünden sonra da Novadeviç Mezarlığı’na gömülen kozmonotlar var. Pavel İvanoviç Belyavey onlardan biridir. 18 Mart 1965 tarihinde Voskhod 2 uzay aracını yöneten Belyavey’in yanında Aleksey Leonov da vardır. Leonov, uzayda yürüyen ilk insan olacaktır.

Timofeyevich Beregovoy, 26 Ekim 1968’de, Soyuz 3 aracını, kendisini uzayda insansız beklemekte olan Soyuz 2’ye bir metre kadar yaklaştırmış olsa da kenetlenme gerçekleşemez. Kozmonot, hayatı boyunca bu başarısızlıktan sorumlu tutulacak ve bunun acısını gömüleceği Novadeviç Mezarlığı’na kadar yüreğinde taşıyacaktır.
Kırmızı karanfiller bıraktım, 3 Haziran 2009 sabahı, Moskova’daki Novadeviç Mezarlığı’ndaki kozmonotların mezarlarına… Alın, dedim; bu karanfilleri size Nâzım Hikmet gönderdi… O, hayatı boyunca başını gökyüzüne her bakışında sizleri düşündü, yüreği sizlerle attı… O da, siz de “yarin yanağından gayri her yerde, her şeyde hep beraber” diyenlerdensiniz… Bu kadar çiçeği ne yapsın şair? Herkes mezarı başından gidince, “Sunay bu karanfilleri yıldızları bir demet yapıp insanlara sunan kozmonotlara götür,” dedi…

Dağıttım Nâzım’ın mezarındaki karanfilleri teker teker, kozmonotlara, doktorlara, tiyatroculara, mühendislere, yazarlara, müzisyenlere…
Nâzım, hayatının en mutlu 3 Haziran’ını yaşadı!..

Sunay AKIN

X