Yazarlar

Bilseydik

Hepimizin hayatta bir misyonu olduğuna inananlardanım. Sebepsiz hiçbir bedene can verilmemiş. Her insan değerli. Herkesin bir hikayesi var ve her yaşanmışlıktan öğrenebileceğimiz fazlaca şey. Bu gerçeği özellikle çocuklarla iletişime geçerken hiç unutmamak gerekiyor.

Her çocuk zeki, kendisiyle barışık ve kendine yetebilecek kapasitede. Özgüven, sağlam bir karakterin ve kendince başarıya giden yolun temeli. Eğer bunu aşılamadıysanız çocuğunuza, sonradan ne kadar çabalarsa çabalasın, kendini yetersiz hissedecektir.

Nedense beğenimizi dile getirme konusunda cimri davranırken, eleştirme konusunda çok cömertiz. Bir cümlenin insan hayatındaki etkisinin farkında olsaydık, eminim konuşmadan önce kelimeleri daha bir düşünerek seçerdik. Öğretmenimin: “sen bir gün çok iyi yerlere geleceksin” dediğini çok net hatırlıyorum mesela. Onun muhtemelen unuttuğu, benimse her yorulduğumda hatırladığım ve beni kamçılayan cümle. Değerli yazarımız rahmetli Mehmet Akyol: “Senin kaleminde duygu var, bir çoğunun kaybettiği hatta hiç sahip olamadığı. O yüzden yazmalısın.” dedikten sonra, aynı gece tekrar yazmaya başladığımı hatırlıyorum. Her insanın olumlu taraflarını görmeye gayret edelim. Karanlık görünen bir resmin içinde bile aydınlık vardır. Nasıl baktığınıza ve ne görmek istediğinize bağlı.
Her çocuğun içinde de bir cevher vardır. Onu bulun, besleyin ve büyütün. Sürekli olumsuz yönlerini dile getirerek, içindeki ufacık noktayı büyütüp, çocuğun renkli dünyasını karartmayın.

Evet, her evde kurallar vardır ve olmalıdır. Disiplin önemli ancak bazen algıda problem yaşıyoruz. Çocuğun gelişiminden çok kendi rahatımıza göre koyuyoruz kuralları. Fazla gürültü ve dağınıklık istemiyoruz, ne ile oynaması gerektiğine bile biz karar veriyoruz. “Aman gürültü yapacağına resim yapsın” ya da  “Etrafı dağıtır şimdi, otursun çizgi film izlesin.” diyoruz. Dizi veya maç izlerken dikkatimizi ona vermemizi istediğinde “Şimdi değil yavrum, git diğer odada oyna.” demeyi tercih ediyoruz. Zor ve yorucu bir maraton çocuk yetiştirmek, hatta en zor meslek ve evet, anne-babanın da hakkı dinlenmek. Peki bir de şöyle yapmayı denesek? “Önce senin seçtiğin bir oyunu oynayacağız, sonra sen bana yardım edeceksin ve ardından ikimizin de kendine ait bir saati olacak.” Genelde böyle bir fikirle geldiğinizde bu çocukların çok hoşuna gidiyor ve aldığı kadar vermeyi, sizin alanınızı ihlal etmemeyi, kendi kendine yetebilmeyi öğreniyor. Birlikte geçirilen zaman daha kıymetli oluyor.

Her davranışımız bir mesaj içeriyor. Sessiz kalarak da çok şey anlatıyoruz. Özellikle çocuklarla iletişimdeyken, bir şey anlatmadan önce davranışlarımızın ne dediğini anlayalım; sonra emin olun ilişkilerimiz çok daha sağlıklı olacak.

X